Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Bir insanın kendini kandırmasından duyduğu hazların en çok bilineni, yalan konuşmayı âdet haline getirmesidir. Öyle ki yalancı insan, en yakınlarını bile kandırmadan kendini alıkoyamaz hale gelir. Bu kötü alışkanlığa, her şeyin bir ilki olduğu gibi belki de maddî bir menfaat için başvuran insan, zamanla yalan söylemeyi şahsiyetinin ayrılmaz bir parçası olarak kabullenmiş, böylece kendini de kandırmış olmanın zevkini tatmaya başlamış demektir. Yalan, gerçek olmayan bir hadiseyi vuku bulmuş gibi anlatmak şeklinde olduğu gibi, gerçekten bildiği bir konuyu gizlemek ve saklamak suretiyle de yapılabilir.

         Rabbimiz, Nahl suresi 105. âyetinde “yalanı, yalnızca Allah’ın âyetlerine inanmayan kişiler uydurur.” buyurmaktadır. Hiçbir yoruma gerek kalmaksızın herkesin anlayabileceği bu açık beyan karşısında daha ne denebilir ki. İyi düşünülürse bu âyete rağmen yalancılığa devam eden kimsenin öte dünyadaki acıklı durumuna akıllı bir insan düşmek ister mi? Bu âyetin anlamına uygun bir atasözümüz var;”Yalan ile iman, bir yerde durmaz”

         Ancak şu üç günlük imtihan dünyamızda maalesef hem de kendilerini inançlı olarak etraflarına gösteren birçok kimsenin, yemin ederek yalan konuştuğuna tanıklık etmekteyiz. Bu insanlar bizi mi kandırmakta, yoksa kendilerini mi? Haksız yere üç-beş kuruş fazla kazanabilmek umuduyla yaptıkları yalan yeminleri ile Allah’ı da kandırabileceklerini mi sanmaktadırlar? Ne kadar gülünç bir duruma düşüyorlar. Bir de aslını bilmeden “şu helâldir, şu haramdır” tarzında fetva vermeye cüret edebiliyorlar.

         Sevgili peygamberimizin 23 yıllık tebligat döneminde Rabbimizin kendisine vahyettiği Kur’an âyetlerini tüm insanlara duyurulmak üzere emanet bıraktığı toplumu, o zamanki şartlarda görevini yerine getirmişken; Peygamberimizin vefatından 150-200 sene sonra, zamanımız âlimlerince de kuşku ile karşılanan, peygamberimizce söylendiği iddia olunabilen Kur’an âyetleri ile çelişen birçok hadisin üretilmiş olduğu, ortaya çıkarılmıştır. Bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığının da ciddî bir ekip oluşturarak, peygamberimiz adına uydurulan, zamanımıza kadar ulaşan Kur’ana aykırı hadislerin gözden geçirildiğini basından memnuniyetle öğrenmiş bulunuyoruz.

         Düşünebiliyormuşsunuz? Peygamber adına yalan uydurmak ne büyük bir cüret! Peki, insanoğlu böyle bir şeye nasıl cesaret edebilir? Tarihî ve ilmî araştırmalar ile anlaşılmaktadır ki, peygamberimiz hayatta iken bile “Kur’anı değiştir” diyebilen müşrikler, peygamberimizin vefatından sonra, niyetlerinden inatla vazgeçmemişlerdir. Kur’anın en sadık inananlarından Hz. Ömer, Osman ve Ali bu yolda şehit olmuşlardır. Hz. Ebûbekir de hayatı boyunca Kur’anın korunması amacıyla, peygamberimiz adına uydurulmak istenen yalanlara karşı büyük mücadele vermiştir.

         Kur’ana ve peygambere düşmanlığı ile bilinen Emevî aşiretinin önderleri, samimi sahabenin büyük çoğunluğunu ve peygamberimizin sevgili torunlarının katledileceği bir zulüm dönemi başlatmışlardır. Emevî yönetiminin ileri gelenlerinden Mervan, Kur’anı yakacak kadar ileri gitmiştir. Onun oğlu Abdulmelik b. Mervan ise, Kâbeyi Mekke’den Kudüs’e taşıma teşebbüsünde bulunabilmiştir. Gücü yetmeyince de, Kudüs’e yaptırdığı mescide “Mescid-i Aksa” ismini vererek, İsrâ suresinin birinci âyetinde geçen “Mescid-i Aksa” kelimesinin kendi yaptırdığı mescidi kastettiğini kitaplara yazdırmıştır. Tarihen sabittir ki İsra suresi inzal olduğunda, Kudüs’te “Mescid-i Aksa” isminde bir mescid yoktu. Hz. Süleyman tarafından yaptırılan “Beyt-ül Makdis” diye bilinen bir tapınak vardı. Saltanatlarını zulümle sürdürebilmek için sevgili peygamberimiz adına uydurulan yalanların ilmen tarafsız bir şekilde sorgulanması çabaları hepimize ümit vermektedir. Rabbimiz, “Kur’anı biz indirdik, onu koruyacak olanda biziz” buyurmaktadır.

         Bilinçli bir Müslüman;”1400 yıldan beri böyle gelmiş, kitaplarda böyle yazıyor” diye, yalanları körü körüne kabul etmemelidir. Her şeyi Allah’ın insana verdiği en büyük nimet olan akıl süzgecinden geçirmelidir. Zümer suresinde; “Şüphesiz Allah, yalancı ve çok nankörün ta kendisi olan kişilere kılavuzluk etmez” buyrulmaktadır. Yani Allah canının istediğini saptırıyor, canının istediğini de hidayete erdiriyor değildir. Tam tersine,” Kim yalanda ve küfürde ısrar ederse, o kimse hidayetten mahrum kalır” mesajı verilmektedir.

         Bizleri kandırmak üzere yaldızlı sözler fısıldayan, vesvese verip, kafa bulandıran, yaptığımız amellerle bizi şımartan şeytandır. Şeytan’ın bu özelliklerini hayat felsefesi haline getirmiş olanlar da şeytanlaşmış insanlardır. Bu nitelikteki insanlardan kaçınmalıyız. Peygamberimizi bizzat gören, Kur’anın mucizeliğini bilen o kadar çok ikiyüzlü insan olmuş ki, Rabbimizin münafık olarak bildirdiği bu kimselere karşı nasıl tavır takınmamız gerektiği, yine Rabbimiz tarafından biz kullarına açıkça anlatılmıştır. Kur’an dikkatlice tetkik edildiğinde ikiyüzlü insanlar ile ilgili ne kadar çok âyet bulunduğu görülecektir.

         Rabbimiz, Mücâdele suresinde, sevgili peygamberimize hitaben; “Onlar sana geldikleri zaman seni, Allah’ın selâmlamadığı ile selâmlıyorlar. Kendi içlerinden de ‘Bu söylediklerimiz yüzünden Allah’ın bize azap etmesi gerekmez miydi? ‘ derler” uyarısı ile ikiyüzlülerin, nefsi okşayacak sözler söyleyerek sinsi plânlarını gerçekleştirmek istediklerini bildiriyor. Maalesef bu plân halen devam etmektedir. Âyette; Peygamberi, Allah’ın selâmlamadığı bir şekilde selâmlamak, ikiyüzlülük göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Bu davranışı sergileyenlerin, aslında peygamberimizin ahlâk ve sünneti ile bir ilgilerinin bulunmadığı, sadece çıkar sağlamayı amaçladıkları anlaşılmaktadır. Peygamberimiz hayatı boyunca Kur’ana uymuş ve onu yaşamıştır. Maalesef peygamberimiz adına yalan hadis üretenler için “onlar, toplumu İslâma ısındırmak için söylenmiştir” denebilmektedir. Hayret edilecek bir şey. Oysa mucize olan hayat kitabımız Kur’an, başından sonuna kadar mübîn, yani apaçık olduğunu anlayanlara, akledenlere haykırmaktadır. Yalan sözün, iyi niyetlisi veya kötü niyetlisi olamaz. Yalan, her zaman çirkindir. Rabbimiz ne buyuruyor? “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” Peki o halde Peygamberimiz adına yalan uyduranların maksatları ne olabilir? Bunu cevabı yine Kur’anda: “İnkâr eden kimseler, ‘Bu Kur’ân’ı dinlemeyin, üstün gelmeniz için onda anlamsız şeyler çıkarın’ (gürültüye getirin) dediler” (Fussılet-26)

           Bu âyette, Kur’andan etkilenen kişilerin müslüman olmalarına tahammül edemeyen müşrikler ve Kur’ana karşı aldıkları tavırdan bahsedilmektedir. Kur’an hem lafız, hem de mana bakımından mükemmel bir sözdür. Kur’anın anlaşılması engellenmeliydi. Aksi halde hükümranlıklarının bitmesi kaçınılmazdı. Bu nedenle, nerede Kur’an okunsa, hurafeler ve masallar anlatarak, ıslık çalarak, el çırparak, yalan-yanlış şiirler okuyarak, bâtıl sözler söyleyerek Kur’anın anlaşılmasını engellemeye karar verdiler. İşbu karar cümlesindendir ki, peygamberimizin vefatından çok sonraları uydurulan ve peygamberimize atfedilen yalan sözler ile Kur’anın anlaşılmasını engelleme çabalarına devam ettiler.

         Kur’an, inzal olduğunda o devirdeki herkes tarafından anlaşılmıştır. İşte Rabbimizin münafık olarak nitelediği saltanat hırsı gözlerini bürümüş ikiyüzlüler, Kur’anın anlaşılmaz olduğunu, onun ancak rivayetlerin yardımı ile anlaşılabileceğini zorla, hile ile âlimleri ve toplumu sindirerek başardılar Basit bir tarih araştırması ile Ebu-Hanife’nin başına gelenler öğrenilebilir. Rabbimizin münafık olarak nitelediği insanlar, bizzat peygamberi ve mucize Kur’anın inzaline o devirde nasıl tanık olmuşlar ise, Peygamberimizin vefatından sonra da yüzyıllarca ve halen devam eden süreçte de aynı inatlarını sürdürmektedirler. Bu tip insanlar her zaman olmuştur, bundan sonra da olacaktır. Herkes sınavını verecek, Âdil olan Rabbimiz de son kararını verecektir.

Mehmet Ali Oğuz
Em. C. Savcısı

Son Güncelleme (Cumartesi, 20 Ağustos 2011 01:44)

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2116
Dün3798
Tüm Zamanlar3948132
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 141 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2103
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?