Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon AYDINLANMA NEYİ AYDINLATTI ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

İnsanlık tarihini iki ana katagoriye ayırmak gerekirse sanırım en doğru ayırım “Aydınlanma öncesi ve Aydınlanma sonrası” şeklinde olmalıdır. Aydınlanma öncesi “dinlerin ve feodalitenin”, aydınlanma sonrası ise “aklın ve ilmin “ insan hayatında etkin olduğu dönemlerdir. Aydınlanma veya Rönesans-reform; Batı dünyasında 17. ve 18. yüzyıllarda gelişen, din ve feodalite yerine, önyargılardan uzak akılcı düşünce, bilimsel ilerleme, insan hak ve hürriyetleri rehber alınarak yeni bir dünya kurma girişimidir. Din, Tanrı ve feodal merkezli bir toplum yerine, akıl ve insan merkezli bir toplumsal yapı oluşturma anlayışıdır. Yani skolastik düşünceden akılcı düşünceye geçiştir.

Hiçbir düşünce ve ilmi gerçeğe izin vermeyen kilisenin skolastik doğmalarına Martin Luther ve Calvin karşı çıkarak dinde Reform hareketini başlattılar. Newton ve Kopernik ile tüm bir evren-dünya kavrayışı değişime uğramış, Descartes ve Kant gibi isimlerle bu değişen zihniyetin felsefi düşüncesi geliştirilmiştir. Avrupa'daki endüstri devrimleri de bu sürecin maddi temelini oluşturmuştur. Böylece Batı dünyası Eski Yunan Antik düşünürleri ve humanizmayı keşfetti. Montaigne gibi düşünürler İnsanı ve erdemi konu eden eserler verdiler. Yeni ve bambaşka toplumsal ve ekonomik ilişkiler icerisinde yaşamaya başlayan insanlar, ortaya çıkan yeni düşünce biçimleriyle dünyaya bambaşka gözlerle bakmaya başlamışlardır. Bu gelişmelerin sonucunda gerçekleşen 1789 yılında gerçekleşen Fransız Devrimi ile yeni dönemin siyasi ve sosyal yaşantısının temellerini atılmış oldu.

Özellikle din ve feodalitenin baskılarıyla her türlü düşünce ve girişimden uzak, adeta köleleşmiş olan insanın önündeki engeller kaldırılarak sınırsız bir özgürlük anlayışı doğdu. Gelişen yeni ekonomik düzen olan Kapitalizm sayesinde, daha önce ihtiyaç kadar kazanmak yerine, özgürce ve insanca yaşamak vaadi ile insani hırsları teşvik edilerek insanlar sınırsız bir maddi kazanç tek hedef haline dönüştürüldü. Böylece ekonomide Adam Smith’in insanın şahsi çıkarlarını ön plana alan, bireysel girişimcilerden oluşan, kapitalist-liberal sistem kuruldu.

İlim ve teknolojideki gelişmeler sonucunda Batılı ülkeler yaşadığı sanayi devrimi ile dünyanın diğer ülkelerine göre büyük güç elde ettiler. Ancak bütün bu gelişmelerin son ucunda, insan aklı ve bilimi rehber edinen, insanlığı ve hümanizmayı değer aldıklarını söyleyen aydınlamacılar; demek ki bu değerleri sadece kendileri için düşünmüşler ki, elde ettikleri bu güçle insanlık için adeta bir canavar kesilerek, tarihin en korkunç işgal, sömürü ve katliamlarına başladılar. O çok güvendikleri akılları sayesinde geliştirdikleri ilimle, nükleer silahlar yaparak dünyayı paylaşmak adına 20 yıl arayla iki dünya savaşına sebep oldular. Hani bu savaşlar geri kalmış düşünceye sahip toplumlar arasında olsa bir derece mazur görülebilir ama aydınlanmacılar birbirlerini boğazlayınca, insan sorgulamadan edemiyor. Bu nasıl aydınlık ?

İnsan düşünmeden edemiyor; hangi insan daha barbardı, karanlık dedikleri ortaçağdakiler mi yoksa aydınlık dedikleri yeni çağdakiler mi ? Çok öğündükleri medeniyet ve uygarlık ölçüsü herhalde katlettikleri insan sayısıyla ölçülür olsa gerek. Bu olanlardan hür ve özgür düşündürdüklerini idda ettikleri insan aklı sorumludur. Önemli olan ne keşfettiğin ve ne ürettiğin değil, bunlarla insanlık adına ne yapıldığıdır. Bütün bu gelişmelerden çıkan bir sonuç var: demek ki insan aklının da bir disipline ihtiyacı var. Neyi kim için hangi maksatla düşünecek. Her akıl dünyayı tanımak ve ondan faydalanmak için, İlmi disiplinler geliştirebilir. Görülen o ki, egonun emrinde bir akıl değil, ego ve nefsi iyi tanıyan bir disipline sahip akıl gerek. Mesele olan önce kendini bilip içindeki canavarı dizginleyebilmektir. 21. yüzyıldayız ve hâlâ aydınlanmacıların kurduğu düzenin sancılarını çekmekteyiz.

Gelelim çok güvendikleri akılla keşfettikleri ilimin rehberliğine. Bu gün Newton’la başlattıkları mekanik dünya görüşü çoktan çöktü. Newton Klasik fiziğiyle kurulan bu anlayış bütün sosyal bilimlere de temel edilerek hukuk, sanat, edebiyat her alana yayılmıştı. Gözlem ve deney, bilimsel düşüncenin olmazsa olmazları olarak yerleştirilmişti. Her olay nedensellik kuralına bağlı olarak çözülür. Her olay bir takım nedenlerin sonucu ortaya çıktığı iddiasıyla Deterministik bir bir düşünce sistemi kurulmuştu. Kainatta belirsiz ve bilinemeyecek bir şey yoktur. Yani her şey fizik dünyadan ibarettir. Bu Aristo mantığına göre bir şey ya doğrudur, ya da yanlıştır. Günümüzde artık gelişen Kuantum Fiziği
bilim dünyasının mekanik “doğru” anlayışını altüst ediyor, çünkü siyah-beyazcı Newton Fizik’inin aksine, “Yeni Fizik”te “kesinlik” yok, “tek” doğru yok. “Hiçbir şey kesin değil, hiçbir şey imkânsız değil.” Bir şey doğrulanamaz, ancak yanlışlanabilir ve yanlışlanabilene dek geçerlidir, yani mutlak doğru diye bir şey yoktur, hiçbir şey kesin değildir, her şey mümkündür.
Bu durum Aristo mantığının yani doğrusal, lineer mantığın tek doğru olmaktan çıkması demektir. Artık “Kaos Paradigması”nın vardır ve “fuzzy,” puslu veya saçaklı dediğimiz çok değişkenli mantığın matematiğe dökülmesi. Kaos paradigması, Klasik Fizik’in açıklayamadığı için gözardı ettiği, yok saydığı “türbülans”a, karmaşa’ya anlam kazandıran, “dinamik sistemler” denilen fenomenlerin işleyişini açıklayan ilkedir. Dinamik sistemlerden kasıt ise: deniz dalgaları, girdaplar, borsa hareketleri gibi neden-sonuç ilişkileri kesin olarak saptanamayan, Klasik Fizik’in, “şunu şöyle etkilersen bu sonucu alırsın” şeklindeki nedensellik ilişkilerinin işlemediği, doğrusal olmayan sistemlerdir. Önemsiz görülen bir kelebek kanadını türbülansı domino etkisiyle çok önemli değişmeler doğurabilmektedir. Artık madde mekanik bir parçaçık yığını değildir. Hiçbir şey tam doğrulanamadığından aydınlanmacılar gibi kimse aklına güvenerek gerine gerine ateist olduğunu söyleyememektedir. Herkes haddini bilmeye başladı bildiklerimiz bilmediklerimizin yanında bir hiç, daha yeni yeni karanlıklardan aydınlığa çıkıyoruz.

Son Güncelleme (Perşembe, 08 Eylül 2011 20:13)

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1692
Dün2585
Tüm Zamanlar4114437
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 66 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2238
İçerik : 1491
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?