Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon POSTMODERN KENTLEŞME OLGUSU - 2

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

>> geçen haftadan devam.

İÇ GÖÇLER, ŞEHİRLEŞMEYİ KIRSALA DÖNÜŞTÜRDÜ

 

Dünyada ve ülkemizde giderek artan nüfus, iç göçleri de akabinde hızlandırmış bulunmaktadır.1950 den bu yana iç göçler yedi bölgemizde de gerek geçim sıkıntısı yüzünden gerekse siyasilerin yanlış icraatları yüzünden ülkenin demoğrafik yapısını ve sosyal/moral dengesini oldukça başkalaştırılmış olduğu görülmektedir.


Karadeniz,iç Anadolu ,doğu ve güney doğu illerimizden terör ve işsizlik yüzünden batı bölgelerimize yönelik artan göçler son yıllarda bir çığ gibi büyüdü. Bu iç göçler bir yandan mega kent nüfusunu arttırırken diğer yandan konut yapılanmasına yönelik talepleri de arttırıyor.Sonuç olarak bir başka yandan da bizim kültürel değerlerimizle hiç uyuşmayan devasa yüksek bina yapılanmalarının önlenilmez yükselişine tanık oluyoruz.

Belediyelerimiz ihtiyaca göre değil kalabalıklaşmış nüfusa göre ve de şehrin alt yapı giderlerini kısmak için habire yüksek binalara yönelik imarlar açmaktadır.Bunun için mega kentlerimizde neredeyse tarım arazileri yok olmaya yüz tutmaktadır.Esasen devlet toplu konut yapılanmasıyla kıraç ve dağlık arazileri değerlendirirken diğer yandan özel mülke ait şehrin diğer yeşil alanları ve doğası da rant için giderek yok edildiği görülmektedir.Özellikle üçüncü büyük şehrimiz olan İzmir’e bir bakın.Bostanlıdan Konak’a ya da Göztepe’ye yönelik bir şehir vapuruna bindiğiniz zaman yeşil alanların nasıl betonlaşmış yapılarla nasıl işgal edildiklerine pekala tanık olabilirsiniz.


Bir yandan yeşil alanlar plansız ve düzensiz yapılanmalarla ortadan kaldırlırken diğer yandan da şehrin destinasyonunu yeniden düzenlemek için imara açılan bazı sürpris araziler “Yeşil alan”a tahsislenmiş iken bir de bakmışsınız ranta göre imara açılmakta bir beis görülmüyor.

                  
İÇ GÖÇLER İLE NELER KAYBEDİLDİ

 

Yaşadığımız kadim ANADOLU toprakları üzerinde tamı tamına onaltı uygarlık düzenini taşımış bulunuyor.Dünyadan geçmiş yirmialtı uygarlığın neredeyse yarısından üç fazladır.Dünyada bizim ülkemiz gibi tarih kokan ve medeniyet izleri olan kaç ülke vardır?

Bu kadar tarih portfoyü olan bir ülkenin tarihe yönelik sanat eserleri yeterince arza sunulamamaktadır.Örneğin Sivas divriği bölgemizdeki tarihi eserlerimiz Unesco kapsamına alınmış olmasına rağmen hala bakımsız ve yeterince restore edilememesi ve turizme açık hale getirilememesi de bir handikap değil midir?


Bugün anadolumuz bir yandan tarihi bakımdan zengin özelliği olan bir bölgemiz olurken sadece bir terör yüzünden doğu ve güneydoğu bölgelerimizden sel gibi batı bölgelerimize akıp gelen iç göçleri durdurulamazsa bu bölgelerimiz tarım ve hayvancılık bakımından bir radikal çalışma yapılamamış olmasından dolayı tekrar ediyorum.Bu topraklar çoraklaşarak kesinlikle yok olmaya mahkum olacaktır.Geçtiğimiz yıl et temini dışardan ithalatı yapılırken et fiatlarımız dünyanın en pahalı olan listesine girmeyi pekala başarabilmiştir.Önümüzdeki yıllarda sorunun kronik hale dönüşmesi de kaçınılmaz olarak görülüceği yadsınmayacaktır.


Bizim ülkemizde tarım ve hayvancılık konusunda hala içinden çıkamadığımız sorunlar nedir? Tespit olunan bu sorunlara bir türlü köklü çözümler niçin getirilemiyor bunu anlamak zor görünüyor.Bizim orta ölçeklikte bir nüfusa sahip bir vilayetimiz olan Hollanda devleti nasıl oluyor da hayvancılık ve tarım konusunda başarılarını taçlandırıyorlar bunu bizim devlet yöneticilerimizin anlayamaması şaşılabilecek bir şey değil midir?Bürokratlarımız bize sakın şunu demesin” Bu iş dışardan görüldüğü gibi değil”.Lutfen demogoji yapılmasın.Ne demişler “Tembel bahane , çalışkan ise çare ararmış”.

Çare aranır bulunursa inanın iç göçlerin büyük bir bölümü bu nedenle duracaktır.

Bu sorunun çözümlenmesi temel olarak terörün bitirilmesi ile çözüme kavuşacaktır.

 

MEGA KENTLERDE KÜLTÜREL UYUMSUZLUKLAR YAŞAMI ZORLUYOR

 

Şehirlerimizin maddi temelli sorunlarının içinden çıkmak birkaç förmülle çözümlenmesi gerekirken öbür yandan şehirlerimize akın akın kopup gelen göçlerin şehirlerin kültürel yaşamını da felc edeceğini/ettiğini görmemiş olamayız.Şehirlerimiz adeta KÖYLEŞMİŞTİR.Köyden mega kente yerleşen insanlarımız evle iş arasında bir hayat tarzı içinde yaşıyor.Sosyal ve kültürel etkinliğin içinde bulunmak bile onun geçimi ile ilgili bir sorun haline gelmiş.Bu insanların çoğu devleti idare edenlerin ismini bile bilmeden yaşıyor.Kent içinde yaşamını sürdürken sosyal olayları kültürel olarak değerlendirmekten bile aciz ve ilgisizce yaşamaktadırlar.


Özellikle büyük şehirlerde şehir hayatı diye bir şey yoktur artık.Mega kentlerin artık kendisi köydür.

Büyük şehirler GETTO KÖYLER mesabesine indirgenmiş.Kültürel hayat arabesk bir başka kozmopolit kültürle kuşatılmıştır.Artık şehir efsaneleri masalları şiddet ekseninde görülebileceği kaçınılmaz bir vaziyet alacaktır.

Ülkemizde iki yüzbini aşkın sokak çocuğu bulunmaktadır.Herbiri köprü altlarında ikamet edip çoğu tiner v.b madde bağımlısı olarak aramızda dolaşmaktadır.Darp,kaptı kaçtıcılar,hırsızlık vakaları,taciz,fuhuş vakaları büyük kentlerde tecrit olmuş,dışlanmış bu çocuklar tarafından yapılabilmektedir.İşini,aşını ve evini kaybetmiş ve kimsesiz hale gelen vatandaşları da göz önünde bulunduracak olursak mega kentlerde istenmeyen ama gerçek olan karmaşaları görebilmekte ve onlarla birlikte yaşamaktayız.


Mega kentin o devasa yapısının içinde yoksul halk tabakalarının içinde kültürel olarak eğitim ve öğretimden fazla nasibi olmayanlar ötelenmişlik ve itilimişlik duygularını doya doya hazımsızca yaşamlarını sürdürürken bu baskı duyguları onlara yepyeni dünya görüşleriyle tanıştırıyor.

LİNÇ KOMPLEKSLERİ; bu hiddet ve yetersizlik duygusu insanların yaşam tarzına dönüşebiliyor.LİNÇ KOMPLEKSLİ insanlar ötelenmişliğin acısıyla kıskançlık,hasetlik ve hasislik duygularını çok daha indirgenilmiş bir kişilik profili olarak rol alıyorlar.Yükseklik kompleksinde olup arabası ile trafiğe çıkanlar bile kendi arabasının üstünlüğüne inanarak içindeki o egoizm canavarını çıkararak arabasını durdurup karşısındakine karşı, arabasında sakladığı mevcut sopasıyla saldırganca “Anonim suç” işleyebiliyor.Bu türde insan kimliğinin LİNÇ KOMPLEKSLİ duygularını faş etmesi bile toplumsal kimliğin mega kentte ne halde olduğunun işaretini verebiliyor.


LİNÇ KOMPLEKSLİ insanlar muhatabına karşı karşıtlık duygularıyla tavır alırlar.Başlangıçta bakışlarıyla sonra beyniyle daha sonra kalbinde şekillenen BUĞUZ ile öfke dalgalarını oluştururlar.Kişinin beyninde örselene örselene gelen bu hal psikolojisi sessizce başlayıp daha sonraları kin ile öç almaya yönelecek biçimde bir tavır almaya yönlendirir.Hatta şiddet bile kullanabilirler.


Yokluk duyguları,eksiklik duyguları,yatersizlik duyguları,eziklik ve bastırılmış duyguları insanda ANARŞİST bir kimlik oluşturarak başta kendine ve çevresine zarar verirler.Kalplerinde ve beyinlerinde gizledikleri linç komplekslerini açığa çıkararak sürekli bir huzursuzluk ile zulme varacak vandal eylemlere bile girişebilirler.Zaten eziklik , eksiklik ve yetersizlik duygularuyla istediklerini elde edemeyen insanlarda onu suça teşvik edecek travmatik bilinç yarılmaları suç öncesi meydana geldiği için LİNÇ KOMPLEKSLİ eylemlere çok daha müsait oldukları gözlenir.

Gerek ezik yaşanmışlığın getirdikleri acılar ve gerekse kültürel uyumsuzluğun insana yüklediği hazımsızlıklar insanı en çok da suça teşvik ettiği artık bilinen bir psikolojidir.


Bu nedenlerle Mega kentlerimizde bir başka devasa sorun daha vardır;GÜVENLİK.

Şehir büyüdükçe GÜVENLİK kaygı doğuracak bir sorun olacaktır.Bir yandan suçlar, yoksulluk ve bilgisizlikten dolayı artarken GÜVENLİK de bir başka sorun olarak Mega kente eklemlenebilcektir.


Büyük şehirlerde korku veren güvenlik kaygıları güvenlik önlemlerini değişik biçimlerde aldıracağı şüphesizdir.İnsanlar artık sorunsuz bir kent sakini olabilmek için kendilerine SİTE gibi korunaklı yaşam alanlarında ikamet etmeyi kendilerini tecih etmeye zorluyor.Post modern mega kentler, artık insanları bir demir kafesle içine almayı başarmıştır.Hatta kentin her tarafında bizi gözetleyen MOBESA kameralarıyla suç ve suçluların tesbiti için her an yerlerinde bizi gözetleme kaydını almaya da devam ediyorlar.


Dün,güvenlik, kalplerde iken bugün güvenli sitelerde ve kamera kayıtlarında ne hazin.

 

Sanayileşme öncesindeki mevcut süreçten kalan mevcut düzen imar,ulaşım, temizlik ve güvenlik gibi alanları içeren fiziksel ve teknik müdahalelerle görsel açıdan kibir yaşamsal açıdan toplumsal yapımızı ve aile kurumunu rencide ederek telafisi mümkün olamayan başta katı bireysellik ile ağır yaralar aldırabiliyor.


Sanayileşme sonrasında uzun erimli yüz yıllık planlarla belli bir yöntem içinde dönüştürülmeyen kentler,çevre kirliliği,şekilsiz yapılaşmalarla niteliksizleşmiş bir yaşam çerçevesi içersinde kaldılar.Bu bakımdan mega kentler başta suç,ulaşım ve ağır göç sorunlarıyla başbaşa kalmış oldukları görülmektedir.

Böylesine mega kent oluşumunda dizaynır olanlar salt siyasiler olmamıştır.Planlama aygıtlarının başında bulunan bürokratik ve teknik unsurların da payı büyüktür.Şehircilik gibi mimarlık tasarımcıları simgesel uğraşlarla ilgisi olan kişilerin sermaye ve kenti kolayca kendi istemlerine göre hareket etmeleri de sorunların görülebilmesini de engelleyebiliyor.


Şehir büyüyerek mega şehir haline dönştüğünde asıl ekonomik ve sosyal sorunlar o zaman büyür ve içinden çıkılamaz hale dönüşür.İşsizlik daha da artar.Sosyal sorunlar sürekli kaos oluşturur.Güzelim ülkemizin her yanında kendine özgü yapılabilecek birçok işlerin başında başta tarım ve hayvancılık sektörü olmasına karşın devlet niçin özendirip bu alanlara yönelmeyi teşvik etmiyor?Gelen ,giden iktidarlar tarım ve hayvancılığımızın gelişmesinde niçin köklü ve kapsamlı tedbirler alamıyorlar?.Bu çabasızlığı anlamak mümkün değil.


Yoksa devlet bu iç göçleri bilerek mi teşvik ediyor diye akla bir soru geliyor? Batı bölgelerimizde imal edilen sanayi ürünlerini daha ucuz pazarlamak için deniz ulaşımında kolaylık getiren ucuz navlun nakliyatçılığı için mi ilgilenmiyor diğer bölgelerimizle.Sorun ihracat ürünlerimizi pazarlamada navlunsa Gaziantep ilimizin ülke çapında başarısını görmek lazım.Bu ilimiz ihracattaki başarısıyla ilk on ilimizin arasında olduğunu unutmayalım.

Güzel anadolumuzun karayolları yolları artık eskisi gibi değil.Ulaşımda karayollarımızın çalışmasıyla bugün dünya ölçeği standartlarında yapılmış yollara kavuştuk.Ülkemizin neredeyse her şehirimizde hava ulaşımı için havalanları mevcuttur.İnternet ile yazışma ve konuşma iletişiminde artık modern dünya ile eşitiz.


Anadolumuzun suları ve toprakları geçmişte ve bugün de çalıştırılıp kullanılmaya pekala müsait görünmesine rağmen.nasıl oluyorda işlevsiz bırakılıyor bunu anlamak mümkün değil.Bu topraklar terk edilerek atıl hale dönüşmesine seyirci kalındığı için yakın zamanda çoraklaşacağını bugünden bilmek gerekir.Tarım ve hayvancılığımızın teşvik edilmesi için devrim niteliğinde kararların devletçe alınması gerekmekte ve beklenmektedir.

>>> devam edecek.

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2184
Dün2500
Tüm Zamanlar4217639
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 75 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?