Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon POSTMODERN KENTLEŞME OLGUSU-3

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfEn iyi 

MEGA KENT YERLEŞİMLERİNE VE YAŞAMINA DAİR BİR GÖZLEM

 Postmodernleşmiş şehirlerimizde sözde mahalle vardır. Kültürümüzdeki özde mahalle artık kalmamıştır.

İkamet için gittiğiniz/gideceğiniz şehirde yerleşim gettolarının nasıl konuşlandığını lutfen bir inceleyin.

Şehirlerimiz, nasıl şehir milliyetçiliği ekseninde kümelendiğini/gettolaştığını görüp pek şaşırmayacaksınız umarım. Sosyal bilimciler tarafından bunların nedenlerinin araştırılması gerekir.

Diğer yandan her köşede sektör olmuş kaba güçlerle çevresini kuşatmış şehir mesleklerine bir bakın.

Sebze ve meyve hallerine,nakliyatçılığa,kahvehanelere,ulaşımdaki minübüsçülüğe, pazarcılığa,büfeciliğe,kantinciliğe,otoparklara,sahil kıyılarındaki restorancılığa, okul servisçiliğine, fırıncılığa, pastaneciliğe, çay ocakçılığına, balıkçılığa, mezar işlerine, taksiciliğe,işportacılığa, gevrek satıcılığına kadar tek tek bakıp inceleyin lutfen v.b saymakla bitirilemez.

Sessizce bir görev ifa eden bu sektörler kendi aralarında nasıl çalışılmaktadır/ çalıştırılmaktadır bir izleyin.Her işin mıntıkasının birilerine ait olduğunu gözlerinizle görüp yaşayıp şaşıracaksınız.Yiğitseniz gidin bu adreslerden birine oradaki işlerden bir işi yapmaya çalışın bakalım. Büyük şehirlerde! neler oluyormuş görün. Geçim derdi olan maişet temini yüzünden insanların nasıl ve ne gibi sessiz tehditlerin içinde olduğunu sanırım bilmeyen yok gibidir. İnsanlar mega kentlerde geçim derdi yüzünden “Dar alanda paslaşmalarla”nasıl bir hayat sürdürüyor olduğunu özellikle yönetenlerin öncelikle bilmesi gerekiyor.

Şehirlerin temsili manevi kültür kimliğinin tükenip yok olduğunu ve ruhuna fatiha okunması gerektiğini bilelim ve ŞEHİRLİ olmadığımızı yadsımayalım. Bundan böyle şekilsiz kılınmış asıl şehir kimliğimizle değil yeni MEGA KENTLİ kimliğiyle dolaştığımızı da bilmemiz gerekiyor.

Mega kentlerde her şehrin bir derneği var.Yaşadıkları kentte hemşehricilik çığırtkanlığı ile siyasilerle nasıl pazarlıklar yaptıklarına tanık olun bir bakalım.

Önceleri çarpık kentleşmenin getirdiği hesapsız ve plansız yapılanmalar, maddi temelli zararlar verirken diğer yandan şehrin mahallesinin kültürüne ağır manevi hasarlar bıraktığı da unutulmasın.

Kalabalıklardan oluşmuş mega kent topluluklarının temsilcileri sadece maddi temelli isteklerini siyaset kurumları olan partileri nasıl zor duruma düşürdükllerine dikkatlice bir bakın bakalım. Var olan potansiyel oylarıyla kentlerdeki bu hemşeri dernekleri tüm partileri nasıl tehdit ettiğini de bir düşünün bakalım.Yapılması istenilenleri demokratik haklar bağlamında nasıl da kolayca elde edebiliyorlar.Alt yapı gerektiren bu istekler devletin planlanan bütçesini sarsarken öbür yandan deprem öncesi yapıların denetimsizliğinden olağanüstü tehlike ve dehdit oluşturacak sorunlar da doğurmuştur.Bugün bu tehlike karşısında ne gibi önlemler alınmıştır/alınmaktadır?.

Bu istekler, şehrin fiziki yapılanması ile birlikte şehir kimliği kültürünü de yok edebiliyor. Büyük mega kentler ŞEHİR dediğimiz olguyu bitirerek nasıl absürd biçimde dermeyan etmiş olduğunu zihinlerimize kalın harflerle not edelim.Artik ŞEHREMİNİ dediğimiz şehir mevta olmuştur.

ŞEHİR KİMLİĞİNİN KAYBI

Şehirlerimiz artık asıl hak ettikleri kimlikleriyle anılamamaktadır.Bundan böyle herkes kimliğini kaybetmiş MEGA şehirlerde ikamet ettiklerini unutmasın.Manevi değerlerimizin başında bulunan en önemlisi olan aile kurumunun nasıl çöktüğünü/çökeceğini hesap ederek unutmasın.Tıpkı batılı ülkelerdeki gibi burada dillendirmeye çalıştığımız nedenlerden dolayı önlem alınamamış olmasından manen yok olmuş şehirlere bakmayı unutmasın.Esasında burada söylemek istediğimiz şehirlerin fiziki olarak yok olması değildir yok saydığımız şey şehirlerde yaşayan insanların hercümerç olan hayatlarıdır.

Özellikle doğu bölgelerimizden batı bölgelerimize yapılan iç göçler, yaşanan feodal kültürü de beraberinde bütün detayıyla kente taşımayı başarmıştır.Örneğin bir din gibi algılanılmış gelenek olan TÖRE mega kentlerde bile geçerliliğini sürdürebiliyor.Her an bir TÖRE cinayeti ile karşılaşmamız mümkün görünür olmuş.

Ama doğu bölgemizden batı bölgelerine yerleşen anadolu insanının mega kente göçmüş ailelerin çocukları ne yazık ki büyük şehrin bohem mekanlarındaki kültür ile tanışmış ve pırıltılı hayata uyum sağlayarak merhaba demeyi de yadsımamıştır.

Kırsaldaki homojen ataerkil aileler başlangıçta aynı yaşam mekanında ikamet etme formunu korurken yavaş yavaş ayrılıklar yaşayarak en azından çok katlı apartmanlarda bir arada oturmayı bugün başarmışlardır.

Güney doğu bölgemizde yaşayan vatandaşlarımızın geleneksel olarak sürdürdükleri bir kadim ekolü akidevi inançlarına göre “İslami ahlaki öğretiyi” öncelleyip insan yetiştiren ve herkesçe bilinen medrese tipi mekanları kapanmış ve bu yerlerde öğretim sağlayan medrese ulemalarının torunları artık mega kentlerde saçlarını jölelemiş atasını/dedesini dinlemiyor. Dedeler de artık bırakın torunlarına kendi öz evlatlarına dahi pek söz geçiremiyor.Mega kentin o büyüleyici yaşam tarzı tüm çekiciliğiyle hayatları kuşatıp kendisine sarmalamayı da başarmış görünmektedir.

 MEGA KENTLER DEĞERLERİMİZLE SAVAŞIYOR

 Mega şehirlerin yapılanmış konutlarına görsel açıdan izlemeye çabaladığımızda yani bu yüksek binalara havadan uçakla panoramik olarak baktığımızda şehrin üzerinde bir kanser hücresini andıran UR’larla kaplandığını görmek artık sıradan bir olay gibidir.

Büyük toplu konut işletmeleri özellikle deprem uyarılarının yapıldığı mega kentlerde gelecek tehlikeleri hiç umursamadan inşa süreçlerini sürgit sürdürmeye devam ediyorlar.

Mega kentlerin yüz ölçümüne uygun olmayan ve insanları içinde absorve eden görkemli obez binalar hiç durmadan üremesini sürdürüyor.

Bu görkemli kibir abidelerinin yapımcıları, içinde insan olan, dışında insansız görünen bir başka deyimle adeta “İnsan silolarını”durdurak demeden üretmeye doymadan devam ediyor.

Ama başta en kıymetli sosyal nüvemiz olan aile müessesemiz bu yapılanmanın içinde ne yazık ki asosyal hale dönüştürülerek dermayan ediliyor.Sadece yapılan şey kibrin görkemli görüntüsünü süsleyip “İnsana tepeden bakan” sitelerin içinde mukim olanları da toplumdan soyutlayarak izole etmektir.

Mega kentlerin biçimsel örgülenmesine sebep olan tek kriter unsur bizim gibi manevi değerleri olan bir ülkede “Nesnel beton gökdelen diktatörlüklerinin” sınıflaşan toplumsal katmanlarını da dramatik olarak oluşturuluyor olmasıdır üzücü olan.

Muhahafazakar mentalitenin gelişme trendini bu şekilde algılayıp anlamasıdır üzücü olan.

Ülkemizde yaşanan fakat dünyanın hiçbir ülkesinde yaşanmayan bir fenomenden biraz sizlere bahsetmek istiyorum.

Herkesin bildiği gibi 1950 den sonra ve özellikle 1990 dan itibaren ülkemizin kuzey,güney,doğu ve orta anadolu bölgelerinden batı bölgelerimize yapılan iç göçler neticesinde ilk kez Mega şehirle karşılaşan vatandaşlarımız kent yaşamına ayak uydurmaya çalışırken geldikleri yerden daha zor şartlar altında maddi zorlukları yaşayarak gördüler.Geçim sıkıntısı maddi yaşamlarını oldukça güçleştiriyorken bu zor durumdaki hallerinden kurtulabilmeleri için kendi çaplarında çareler aradılar.Bu çarelerden biri ve en kolayı da doğdukları köyden yaşamlarını daha kolay sürdürebilmek için erzak teminiydi.Uzun yıllar böyle yaşadılar.

Daha sonraları çalışa çalışa hayatlarını daha yüksek bir refah seviyesine doğru ulaştırdılar.

Geçmiş yıllarda bayramlarda memleketlerine giderken yolcu otobüsleriyle yolculuk yapmayı tercih ederken.Hem bayramlaşma vesilesi ile hem de sıla-i rahim yaparlarken dönüşlerinde ailelerinden aldıkları çuval çuval nevalelerle otobüslerin altındaki yük taşıma bölümüne tıka basa aldıkları kışlık yiyeceklerini beraberlerinde götürüyorlardı.Daha sonraları bu şekilde gitmek yerine kazanarak aldıkları otomobillerle gitmeye başladılar geldikleri köylerine.Bundan sonraki zamanlarda yine aynı nevale taşıma usulu devam ediyordu.Ama bu sefer otomobillerle.

Geştiğimiz yıllar hiç dikkat çekmemiştim. Yukarıda kaleme aldığım fenomen..Ama bu yıl çok dikkatimi çekti. Özellikle İstanbul’dan bu Ramazan bayramında mükim oldukları devasa mega kentten tamı tamına beş milyon Ramazan bayramı vesilesi ile sıla-ı rahim yapmaya gidilmiş.Türkiye’nin batı bölgelerinden diğer bölgelere akıp giden insan sayısı bu yıl Ramazan bayramı için giderek daha da artmış ve tam yirmi milyon olmuş.

İnanılmaz bir olay bu.

Dünyanın hiçbir ülkesinde böylesine bir fenomen yaşandığını pek sanmıyorum.

 

Bu anlamda bir yarışma yapılsa GUİNNESS REKOR kitabına girebilecek bir yarışma olur.

Kesinlikle kazanacağımıza kaniyim.

Bu seyahatin adı bence tam anlamıyla Sıla-i rahim olmamlı.

Olsa olsa bu Tarhana,Bulgur,Soğan,Patates,Peynir ve kavrulmuş et taşıma seyahati olabilir.Diye düşünüyorum.

Bu iç göçmen seyahatinin bir blançosu daha oldu bu yıl.

Trafik kazasındaki ölü sayısı:168 Yaralı sayısı:907 kişi olmuş.

Yollar çift şeritli,duble, ve otoban olmasına rağmen.

Bu nasıl sıla-i Rahim!

Anlamak mümkün değil.Ama iş biraz düşünüldüğünde anlaşılabiliyor.

BENCİLLİK CEHALETİ BU RESMEN

Bir mega kent olan İstanbul’dan sadece beş milyon insanın boşalması gerçekten tarihi bir olay.Önceleri bu rakamlara ulaşılamıyordu şimdi herşey dijital olunca çıkışı belirlemek de kolay oldu.

Bir insanın şehre gidip yerleşmesi ile MEDENİ olunmaz.

Bunun için yıllar gerekli belki.

Bu tablodaki elim sonuç medeni şehir insanına yakışır mı?

Mega kentlere yerleşen güzelim Anadolu insanım ne oldu da bu hale geldi?

Bu psiko-sosyal açıdan araştırılmalı.

AHLAK’IN Heykelini dikecek bu insanlara ve insanımıza ne oldu böyle?

GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR. BATIDAN DEĞİL!!!

Amma velakin

Anadolu insanımıza ne oldu bu hallere düştü ?

Kardeşim!

Sıla-i Rahim ve Bayramlaşma yapacaksan ebeveynlerini uçağa bindireceksin

O zaman daha zarasız ve kazasız.

Getireceksin mukim olduğun şehre

Sonra da

Bir güzelce hasret gider ve Bayramlaş.

Ayağa gitmek ne kadar dinidir?

Ama mesele Bayramlaşma değil.Erzak ve Nevale temini olsa gerek.!?

Ebeveynlerini ikamet olunduğun şehre getir ki

Bayram bayram olsun.

Sıla-i rahim Sıla-i Rahim olsun.

Postmodern kentleşme olgusu bu şekilde hayatlarımızı elimizden almasın

Değerlerimizi tüketmesin.

Değerlerimiz yaşansın ki BİZ DE YAŞAYALIM.

Vesselam. 

Son Güncelleme (Pazar, 02 Ekim 2011 18:51)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2872
Dün2795
Tüm Zamanlar4207363
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 72 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?