Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

“Biz cehennem yârânını da hep melekler yaptık…”

“Böylece biz Kur’anı, suçluların kalplerine sokarız”

            Bir hafta sonu ailem ile pikniğe gitmiştik. Mangal ateşini hazırlarken, alev almış kömürlerin arasında bir taş gördüm. 4 yaşlarındaki oğlum da merakla beni izliyordu. O taşı maşa ile kömürlerin arasından çıkarıp, birkaç metre ileriye attım. Oğlumun da o tarafa doğru baktığını görünce “sakın o taşı elleme, yanarsın” tarzında uyardım ve yine işime koyuldum. Aradan bir-iki dakika geçmişti ki oğlumun feryadı ile irkildim. Aklıma gelen başıma gelmişti. Oğlumun avuç içi yanmıştı. Bir baba refleksi ile hemen “Ben sana o taşı elleme demedim mi?” cümlesini söyler söylemez oğlumun daha da çok feryat edip ağladığını gördüm.

        Bu dünya hayatında ana babaların haklı ikazlarına kulak asmayan yaramaz çocuklarının başlarına bir felâket geldiğinde, nasıl ki ana baları çocuklarına,“Ben sana dememiş miydim?” tarzındaki hitapları o çocukta dayak yemekten de beter bir ıstırap kaynağı oluyorsa;

Rabbimizin Şeytana uymayın, o sizin apaçık düşmanınızdır dememiş miydim?” tarzındaki uyarısı, Cehennem’de o söze muhatap olan kulların pişmanlık ateşiyle yanışını tasvir ediyorsa;

Melek kavramanı Kur’an ayetleri gibi olarak anlamaya çalıştığımızda, bu dünyada Kur’an ayetlerini göz ardı edenlere; cehennemde Kur’an ayetlerinin, (Meleklerin) Rabbimizin mesajlarını anlamamakta direnen suçlulara sanki “Bizi dünyada göz ardı etmeseydiniz bunlar başınıza gelmeyecekti “ tarzındaki hitaplarının, o suçlulara cehennem ateşinden de daha yakıcı bir ıstırap kaynağı olacağı düşünülebilir.

Burada “melek” sözcüğü üzerinde düşünmek gereklidir. Arapça dilbilgisi kuralları dikkate alındığında “ulûk” kökünden türediği kabul edildiğinde “Allah’tan elçi” anlamına isim olarak kullanıldığı görülmektedir.(Lisânü’l-Arab) Melek sözcüğü “haber verici” anlamında kabul edildiği takdirde “Kur’an âyetlerinin müteşâbih anlamlarının inanlar üzerinde yarattığı etkiler”olarak anlaşılmaktadır.

Rabbimizin vahiylerinin (melekler), Kur’anı önemsemeyen suçlulara, hiçbir pişmanlığın fayda vermeyeceği o günde, azap tarzında devamlı olarak kafalarına vurulurcasına, özgür iradeleri ile küfrü ve batılı seçmeleri nedeniyle yüzlerine çarpılması olarak düşünülebilir. (Müddessir–31)

Nitekim Kur’an da suçluların Allah’tan tekrar dünyaya döndürülüp sâlihatı işleyecekleri yolundaki yalvarışlarının dile getirilmesi;

Keza mahşerde DABBEH’in “insanların, Allah’ın ayetlerine gereği gibi inanmadıkları” anonsunu yaptığında, bu duyuruya muhatap olan suçluların, ne kadar büyük bir pişmanlık duyacaklarının ifade edilmesi;

Peygamberimizin o gün “Ey Rabbim! Hiç şüphesiz benim toplumum şu Kur’ân’ı terk edilmiş bir şey edindiler”(Furkan–30) tarzındaki şikâyeti göz önünde tutulduğunda, Müddessir–31. Âyetine yukarıda açıklanan anlamın verilebileceği düşünülebilir. Şüphesiz doğrusunu en iyi Allah bilir.

Buna paralel olarak “Biz Kur’anı günahkârların kalplerine sokarız” ifadesi ile de Kur’an âyetlerinin mü’minlerin kalplerine huzur, günahkârların kalplerine de kızgın bir demir çubuk sokulmuşçasına ıstırap verdiği ifade olunmaktadır. Hicr suresinin 12. sırasında okuduğumuz bu âyeti, aynı surenin 2. âyetinden sonra okuyup düşündüğümüzde, Rabbimizin bizlere vermeyi murat ettiği mesajının daha da etkili olduğu görülecektir.

“Zaman zaman Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş/örtbas etmiş olan şu kişiler,(Kâfirler) ‘Keşke Müslüman olsaydık!’ temennisinde bulunacaklar.” (Hicr–2)

“Böylece Biz Kur’ânı, suçluların kalplerine sokarız(Hicr–12)

Çevreninde tanıdığınız ateist veya ikiyüzlü kişilere dikkat edin, tarafsız bir gözle izleyin, huzursuzluklarını ve huysuzluklarını bizzat tespit edeceksiniz. Bu tiplerin beyinlerini kemiren bir “acaba?” bulunduğunu göreceksiniz. Yani görünüşte inanmaz bir tavır sergileseler veya inanmadığı halde çeşitli nedenlerle inanmış görünseler de, içlerinden “ya doğruysa?” sorusu ile şüphe içinde kıvranır dururlar. Ancak kibirlerini terk etmemeleri nedeniyle de bir türlü hakikati kabul etmekten kendilerini alı korlar. Bu durumda ise daha çok ümitsizlik girdabında yuvarlanırlar.

Başlarına bir felâket geldiğinde, hemen Allah’ı hatırlarlar. Bu konuda bizzat yaşadığım bir olayı paylaşmak isterim.1999 Marmara depremi sonrasında bir toplulukta herkes yaşadığı dehşet saniyelerini hatıra olarak anlatıyordu. Kendisini ateist olarak tanıdığım bir şahıs ne dedi biliyor musunuz? Deprem sona erince kızı yanına gelip “Baba sen bize okulda öğretilen kelime-i şahadeti getirdin” demiş. “Gerçekten de ben 15 yıldır böyle dini içerikli bir sözü ağzıma almamıştım, depremin dehşetinden ne söylediğimi bile bilemedim” Hiç yoruma gerek yok, değil mi?

Günlük hayatımızda şu sahneyi çokça izleriz; Toplumda zulüm ve fesadın önlenmesi için konulan kuralları bildikleri halde, suç işleme kararı veren ve hiç çekinmeden düşüncelerini eyleme koyan insanları görürüz. Hırsızlık yapan, adam öldüren insanlar, yaptıklarının suç olduğunu bilerek özgür iradeleri ile karar veriyorlar. Ancak cezaevine düştüklerinde pişmanlıklarını itiraf edebiliyorlar. İşte âhiret hayatında da aynen böyle olacağını, Rabbimiz bizlere çok açık bir biçimde anlatıyor.

Merhameti sonsuz olan Rabbimiz, tövbe edip, toplumda faydalı işler üretenleri, iyilik yapanları, toplumdaki yetimlere sahip çıkıp, onlara iş-güç-meslek edindirenleri bağışlayacağını vaat ediyor. Âhiret hayatına samimî olarak inanan kimselerin, “O gün”ün dehşetini düşünerek, söndürülmesi mümkün olmayan kalplerdeki, vicdanlardaki yangın ateşinden, elde fırsat varken korunmaları için Rabbimizin öğütlerine kulak vermeliyiz.

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

Mehmet Ali Oğuz

Em. C. Savcısı

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün79
Dün2665
Tüm Zamanlar3951416
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 48 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2070
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?