Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon İNSAN MEDENİYETİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Medeniyeti “insan için sıkıntısız, problemsiz, mutlu yaşanır bir dünya ve sistem kurmak” olarak tarif edebiliriz. Batı medeniyeti bu hedefi sağlamak için, insan mutluluğunun önünde, insanı esaret altında tutuğu iddiasıyla, feodalite ve din kurallarını engel görmüştü. Bu yüzden insanı baskı altında tutan, her türlü feodal dini ahlaki kuraldan kurtarıp, keyfince yaşamanın, insanı hür ve özgür kılmanın hedefini seçmiştir. Batı aydınları için insan mutluluğu özgür olmaya bağlıydı. Bundan iki asır önce aydınlanma fikirleri üzerine “bırakınız yapsınlar –bırakınız geçsinler” yani “insan ihtiyaçları sonsuz” diyerek keyfince-nefsince yaşamanın önünü açan bir medeniyet kurdulardır. Ancak keyfince yaşamak için de insanın sahip olması geren bir takım ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların temini için maddi güç sahibi olmak gerek. Bunu sağlamak içinde dilediği gibi üretip tüketmenin ve maddi güç sahibi olmanın önü açacak Kapitalist ekonomiyi geliştirdiler. Hedef ölçüsüzce mal yığma ve zevk peşinde koşma olunca, bu hedefi engelleyen her şey kötü, önünü açan her şey ise iyi olmuştur. Ancak böyle olunca bu sistemde de, bazıları ölçüsüzce zenginleşirken (burjuvalar) bazıları da yoksullaşmıştır. Aydınlanma düşüncesi temeli üzerine oturtulan bu yeni sistem aslında, güçlünün önünü açan, zayıflara yaşama hakkı tanımayan insan egoizminin önündeki engelleri kaldırmış oldu. Hatta kaldırmakla kalmadı rekabet adı altında meşrulaştırmış oldu. Bu durum insanın en önemli zaafının meşrulaştırılması demekti ve beğenmedikleri geçmişteki feodal uygulamanın itici güçüydü. Böylece yoksullaşan insanların keyfince yaşamalarının önüne büyük bir engel çıkmış oldu. Yoksullar tekrar özgürlüklerini kaybederek köleleşmiş oldu. Bu gün Kapitalist dünyada öyle servet sahibi insanlar türemiştir ki bunların servetleri Afrika’daki yoksul ülkelere paylaştırılsa yoksul kimse kalmaz. Ne demiş şair:

 

Allah'ın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;

 

Yeni sistem ne getirdi? Böylece bu sistemde, insanın özgürlüğü ve mutluluğu zenginliğe, maddeye, kapitale, servete indirgenmiş oldu. Tabi hakça paylaşım esas alınmadığından, sonunda iki sınıfa ayrılarak aralarında çatışma çıktı ve işçiler burjuvalara karşı devrim yaparak Sosyalist bir sistem kurdular. Bu yeni kurtarıcı olarak görülen sistemle eşitsizliğe sebep olan özel mülkiyet sınırlandırılarak eşitlik sağlanmış oldu. Ancak sorun bir türlü bitmedi. Bu yeni sistemde varlık sahibi olan işçi sınıfı, baktılar ki ellerindeki servet bu sistemde bir işe yaramıyor. Kapitalist dünya ki gibi nefsinin dilediği şekilde yaşamaya ve özgürce tüketmeye engel olunduğundan yeni bir esaret daha ortaya çıkmış oldu. Kurulan sosyalist sistemin yasalarıyla kapitalist olmanın önüne geçilmişti ancak yüreklerdeki kapitalistçe yaşama arzusunun önüne maalesef geçilememişti. Yani varlık sahibi olarak burjuvalaşan işçiler, burjuva gibi yaşayacak istiyorlardı. Sosyalist sistem bir eksikliği gidermişti ancak sorun bir türlü çözülmemişti. Materyalist yetişen insan materyalistçe yaşamak istiyordu. Yeni sistem İnsan problemlerini eksik gördüğünden kendi insanını yetiştirememişti. Marks’ın dediği gibi insanlık Komünist sisteme doğru gitmedi aksine, sömürgeci emperyalist sistem dedikleri sisteme geri döndüler. Ancak bu kez kapitalist sistemin durumu fazla iyi görünmemekte ve maddi eşitsizlik tekrar büyük bir tehdit olmaya başladı ve bu günlerde kapitalistler kapitalizme isyan etmeye başladılar. Böylece Kapitalistler fakirleşince, Sosyalistler zenginleşince sitemlerine baş kaldırmaktadır.

 

 

Gerçek problem nedir?

 

Peki bu kez nereye gidilecek çözüm nedir. Birinde ölçüsüzce servet yığmaktan diğerine birşey kalmıyor, diğerin de ise eşit paylaşım olsa da bir işe yaramıyor. Böylece her iki sistemde tıkanmış durumdadır. Peki, en önemlisi her iki sistemde de hem eşit paylaşımı sağlanıp, hen de ölçüsüzce yaşamın önü açılsa, yani her iki sistemin de eksiklikleri giderilmiş olsa acaba insanı mutlu olabilir mi? Aslında bu sorunun cevabı basit. Ölçüsüzce biriktirenlere bakmalı, acaba bu servetleri onları çok mu mutlu etmektedir? Çok varlıklı ve yaşam standardı çok yüksek ülkelerin ölçüsüzce yaşayan insanlarına bir bakalım, bu toplumlarda insan çok mu mutlu? Onlar da Obaziteden, Normal şeylerden bıktıklarından, anormal zevklerin peşine koşmaktan, dostluğun ve sevginin ölmesinden, ailenin bitmesinden, neslin tükenmesinden, en önemlisi yalnızlaşmaktan veya yabancılaşmaktan şikâyet etmektedirler. Yalnızlaşmanın ve yabancılaşmanın temelinde egoizm yatar. Bir insan egoistçe üretmekten tabiata, paylaşmaktan uzak yaşayıp dostluğa ve insanlığa, keyfince yaşarsa yaratana yabancılaşır ve sonunda yalnız kalmış olur. Eğer bir toplumda insanlar hayattan zevk almaz olup, yoksullardan daha az hayata bağlı olup canına kıyıyorsa burada daha büyük bir problem var demektir. Her canlı sosyal bir varlıktır ve toplumla birlikte yaşamanın yolu da çevremizle barışık olmaktan, dolayısıyla ben değil biz demekten geçer. İnsanlar yoksulluk içinde yaşarken de bu problemlerden bazılarıyla karşılaşır ancak bunun temeli yoksulluk zanneder.

 

Uzatmaya gerek yok. Sorunun ana temeli “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” düsturu olduğu, yani keyfince üretip-tüketmek veya ölçüsüzce biriktirip-ölçüsüzce yaşama hırsı olan EGOİZM olduğu açıkça görülmektedir. İnsanı özgürleştirmek hedefiyle yola çıkan bu medeniyet insanı maddenin ve maddi zevklerin yani NEFSİNİN kölesi ettiğinin farkında değildir. İnsanları tek bir Tanrıya kul olmaktan kurtaracağız derken nefsine ve bir sürü yeni Tanrıya kul ettiler. İnsan için dünyayı yaşanmaz hale getirdiler. Gerçek medeniyet; insanı çevresiyle uyumlu bir şekilde yaşatmaktır. Medeniyet dediğin uygarlıktır, insanlıktır, insanca yaşamanın önündeki engelleri kaldırmaktır. Maddeyi gücü ve keyfince yaşamayı değil, hakkı, paylaşmayı ve insan yaşamını üstün tutmaktır. Eğer problemlerimize çözüm olacak bir medeniyet kuracaksak bu medeniyet, maddeyi üstün tutan MATERYALİST MEDENİYET olmamalı, hedefi insanı yaşatmak olan İNSAN MEDENİYETİ olmalıdır.

 

Son Güncelleme (Salı, 03 Ocak 2012 13:37)

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1278
Dün1043
Tüm Zamanlar4262310
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 230 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2475
İçerik : 1500
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?