Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

 

Hayat, varlığın bir zaman dilimi içinde, bir düzen ve işleyen bir program içinde varlığını sürdürmesidir. Dünyaya ve onu çevreleyen kâinata baktığımızda, bütün varlıkların iradeleri dışında bir “HAYAT DÜZENİNE” göre hareket ettiğini görmekteyiz. Dünyamızın milyarca yılda geçirdiği evrelere bakıldığında ise, en ileri hayat düzeyi olan “CANLI HAYATI” oluşturacak bir programa sahip olduğu açıkça görürüz. Bir program içinde gelişen canlı hayatta da, şuursuz basit tek hücreden başlayarak, birçok gelişmiş canlı varlık ve en sonunda insan gibi şuurlu bir canlı oluşmuştur. Bu durumda canlı olsun, cansız olsun kâinatta her varlığın bir hayatı vardır. Dünya için en kaba tarifiyle hayat, kendi etrafında ve güneşin etrafında dönmesi, mevsimleri oluşturması; su için hayat; yağmur olup yağması, denizlere akması ve canlılığa faydalı olmasıdır. Bir canlı için hayat ise; doğması, yaşamını sürdürmesi ve hayatının son bulmasıdır. Canlıların ömrü cansızlara göre daha kısa olsa da, canlı hayat bir denge içinde korunmaktadır.

 

Böylece hayat bir döngüdür ve bu döngü de son derece karmaşık bir program sayesinde yürümektedir. Newton fiziğinden türetilen mekanik evren modeli anlayışına göre hayat, ölçüsüzce bir araya gelen elektron, atom, molekül ve hücre yığını değildir. Aristo mantığı ve Newton fiziğinde doğan “her şey sebep-sonuç ilişkisiyle işleyen determinist fizik dünyadan” ibaret değil. Özellikle varlığın temeli olan mikro dünyada“kaos paradigmasının” hâkim olduğu, sebep-sonuç mantığının işlemediği indeterminist (belirsizlikler) olaylar vardır. Varlığın arka planında son derece şuurlu bir tasarımı gerçekleştiren programlar sarmalının işlediği görüldüğü gibi, ayrıca mikro âlemdeki kaosları (indeterminist belirsizlikleri) planlanan hedefin gerçekleşmesi istikametine yönlendiren bir bilinç fark edilmektedir. Şuursuz bir maddeden şuurlu bir canlıya dönüşen hayat, Einstein’in “TANRI ZAR ATMAZ ” sözünü doğrulamaktadır. Bu sözüyle Einstein, bir anlamda ”kâinatta tesadüfe tesadüf edilmez” demektedir. ŞUURLU BİR HEDEFE KÖR TESADÜFLER DEĞİL, ANCAK ŞUURLU BİR YÖNLENDİRMEYLE VARILIR.

 

Hayatın ana kanunu

 

Dünyamızda canlı cansız her varlık, sahip oldukları programa uygun bir şekilde, “CANLI HAYATIN”   devamına hizmet etmek zorunda olduğu görülmektedir. Böylece güneş, dünya ve bu sistemde yer alan bütün varlılar “CANLI HAYATI KORUMA KANUNU” uymak zorundadır. Canlı hayatı koruma kanunu yeryüzündeki diğer kanunları da kendine bağlayan bir ana kanundur. Çünkü tabiattaki diğer kanunlar da yeryüzünde canlı hayatın gerçekleşmesi ve korunması amacına hizmet etmektedir. Sadece insan, bu zorunlu programın dışında olduğu görülür. İnsanın dışında kalan diğer canlı cansız varlıklar, hayatlarını, uydukları belli bir program çerçevesinde robot gibi sürdürürlerken, bir tek insan, sahip olduğu gelişmiş aklı sayesinde, hayatına dilediği gibi yön verme gücüne sahip tek özgür varlıktır. Biyolojik yapısı hariç, ihtiyaçlarını temin konusunda onu bağlayan hiçbir program yoktur. Sıkıntısız mutlu bir yaşam sürdürmek için dilediği gibi üretme, tüketme ve yeryüzü kaynaklarını kullanma gücüne sahiptir. Bu yeteneğiyle “ yeryüzünde süren hayatı” sona erdirecek ayni zamanda kendi cinsi olan insanlığı da yok edebilecek güce sahip tek varlıktır.

 

 

 

Cansız varlıklar, dışarıdan fiziksel bir etki olmadığı sürece, hiçbir faaliyette bulunmadan varlıklarını sürdürürken, canlı varlıkların devamlı bir faaliyet içinde olduğu görülür. Canlıların bu faaliyetlerinin temelinde  “hayatı korumak” vardır diyebiliriz. Aslında cansız varlıklar da, canlı hayatın sürmesi adına yapı taşları olmakta ve ihtiyaçları karşılayan asli kaynaklar olarak hizmet görmektedirler. Bu gerçeği son derece iyi kavramalıyız. Bazı canlıların hayatta kalmak için diğer canlılarla beslenmesinin temelinde bile “canlı hayatı korumak” ilkesine hizmet ettiği görülür. Dünyada her canlının hedefi hayatını korumaktır demiştik ancak insan kendine verilmiş olan akıl gücü sayesinde, diğer canlılara ilave olarak “iyi şartlarda hayatını sürdürmek” ister. İyi şartlar insan hayatını kolaylaştırır ve onu mutlu eder. Bir başka deyişle insan hayatını, sıkıntıdan uzak ve mutlu sürdürmek ister. Bu durumda “iyi şartlarda mutlu bir hayat sürmek her insanın en temel hakkıdır”. Diğer canlılar da hayatlarını sıkıntıdan uzak ve mutlu sürdürmek ister ancak, tabiatta kendilerine sunulan şeylerle yetinmek zorundadırlar. Kendileri için “iyi şartlar “  hazırlamaktan uzaktırlar. Bir hayvan avladığı bir avı daha lezzetli olsun diye, onu insan gibi pişirecek yeteneğe sahip değildir. Bir kuş daha konforlu olsun diye daha iyi bir yuva yapma yeteneğine sahip değildir. İnsan da diğer canlılarda olduğu gibi bütün ihtiyaçlarını çevresini saran canlı ve cansız tabiattan temin eder. Ancak insan tabiatta buldukları ile yetinmez, hep daha iyisini arar ve geliştirir. Bu hedef için çalışır çabalar, savaşır, üretir tüketir, araştırır geliştirir, öğrenir öğretir ve düzen kurar.  Bütün çabası mutlu bir hayat içindir.

 

 Asli görev nedir?

 

Peki, “iyi şartlarda mutlu bir hayat sürmek her insanın en temel hakkıdır” da,  insanlık tarihinde bunca kargaşa, kavga ve savaş nedendir? Cevabı gayet basit, ihtiyacımız olan miktardan binlerce kat fazla “ÖLÇÜSÜZCE BİRİKTİRMEK VE ÖLCÜSÜZCE TÜKETMEKTİR”. Böylece hem çevremizdeki doğal hayatı, hem de diğer insanların hayatını düşünmemektir. Problem temelinde sadece egoistçe kendimizi düşünmek yatar. Nasıl mutlu yaşamak bizim asli hakkımızsa, başkalarını mutlu yaşatmakta asli görevimiz olmalıdır. Yani “HAYATI KORUMAK” asli görevimiz olmalıdır. Hayatı korumak hem çevremizdeki canlı cansız dengeyi, hem toplum hayatını, hem de birey olarak kendi hayatımızı korumayı kapsar. Kendi mutluluğumuz için başkalarına da ve kendimize de zarar verme hakkımız olmamalıdır. İnsan bazı sadistçe davranışlarıyla kendini mutlu edebilir ancak bu durumda hem kendine, hem de çevresine zarar verebilir. Bunu kimse hoş göremez. Başkaları açlıktan ölürken zevk ve sefa içinde hayat sürmek te sadistçe bir davranıştır. İşte insan kendine verilmiş akıl sayesinde hayatın düzenini ve gerçeğini araştırır, doğru bir şekilde anlarsa, bu düzene uygun bir sistem kurarak mutlu bir hayat sürebilir. İyi şartlarda yaşayıp, sıkıntısızca mutlu bir hayat sürmek buna bağlıdır. Başkalarının dediği gibi ölçüsüzce üretmek tüketmek ve biriktirmek tam bir egoizmdir ve hayat için en büyük tehlikedir.

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün90
Dün2665
Tüm Zamanlar3951427
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 62 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2071
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?