• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon PEYGAMBERLER NASIL YALANLANIR?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


Rabbimizin öğütlerini insanlara iletmekle görevli peygamberlerin, hayatta iken nasıl yalanlandıkları, şimdiye kadar birçok araştırmacının konusu olmuştur. Kur’an da bunun örnekleri çoktur. Her peygamber, kavminin ileri gelenlerince mutlaka yalanlanmıştır.

Acaba peygamberler sadece çilekeş ömürleri boyunca mı yalanlanlanmıştır?

Örnek vermek gerekirse M.Ö. 2000 yıllarında Rabbimizin görevlendirdiği Hz. İbrahim’in; kavmine hanîf dinin esaslarını tebliğ ettiği, oğlu İsmail A.S. ile birlikte bugünkü Mekke’de “..tüm insanlar için Kâbe’yi inşa ettiği..” Kur’an ile sabittir. İbrahim peygamberin, oğlu İsmail ile birlikte annesini Mekke’ye getirdiğinde burada sadece Amâlika adında yerli bir kabilenin bulunduğu, daha sonra da Yemen taraflarından Cürhüm kabilesinin de burada yerleştiği, tarih araştırmalarıyla anlaşılmaktadır. İşte sevgili peygamberimizin ataları bu kavimlere kadar gitmektedir.

Kâbenin hizmetini sürdüren bu kutlu insanlar, İbrahim A.S. ın tebliği ile hanîf dini benimsemişler iken, İbrahim A.S. dan çok sonraları nasıl oldu da Allah’a inanmalarına rağmen şirk bataklığına yuvarlandılar?

Tarih araştırmaları dikkate alındığında, Huzaa kabilesinden Amr İbni Luhay’ın İbrahim ve İsmail A.S. ların tek Tanrı inancını sulandırdığı görülmektedir. Adı geçenin, Suriye’ye yaptığı bir seyahatte, halkın putlara taptığını gördüğü, nefsine hoş gelen bazı simgeleri Mekke’ye getirdiği, kendi düşünce yetisinin, yani karîni (şahsın hiç ayrılmayan yakını) olan iblisinin telkinleriyle toplumunu da hanif dinden zaman içinde saptırdığı görülmektedir. (En-Nedvî)

Muhakkak ki o devrin insanları yine Allah’a inanıyorlardı. Allah’a yaklaştırmaya vesile olsun diye nefislerine hoş gelen simgeleri aracı yapmaya başlamaları, o toplumun şirk bataklığına sürüklenmesini sağlamıştır. Hatta kulluklarını daha da mükemmel yaptıklarına inanmışlardır.

Bu arada şu konunun da tarafsız bir şekilde, tarihî gelişim içinde araştırılması gerekmektedir. Acaba Kâbe’nin üzerinde altın yaldızlı yazılarla süslenmiş bulunan örtü ne zamandan buyana gelenek olarak kullanılmaktadır?

Sevgili peygamberimizin Rabbimiz tarafından görevlendirilmesinden önce müşriklerin tapındıkları putlar önünde hiçbir zaman eğilmediği bilinmektedir. Müşriklerin Allah’a yakınlaştırılmalarına vesile olsun diye tapındıkları Lât, Uzza gibi putlarının üzerlerinin işlenmiş beyaz bir örtü ile örtülmüş bulundukları, bu câhilî geleneğin Kâbenin üzerinin de örtülmek suretiyle devam ettirildiği, ilim adamlarımızca inceleme konusu yapılmalıdır.

Hz. Muhammed peygamberlikle görevlendirildiğinde, Mekke Site Devleti’nin ve Kâbe’nin yöneticileri; Ebu Cehil, Ebu Leheb, Ebu Süfyan, As bin Vail, Velid bin Muğire ve arkadaşlarıydı. Adı geçen yöneticiler Mekke’nin politik, ekonomik, kültürel ve dinsel konumuna gölge düşürecek herhangi bir değişikliğe izin vermezlerdi. Nitekim Peygamberimize karşı en büyük mücadeleyi bu saltanat sahipleri vermişlerdir. Sevgili peygamberimiz en çok bu saltanat sahiplerince yalanlanmıştır. Ancak İslâm tarihi ve Kur’an, apaçık olarak peygamberimizin görevini tam olarak ifa ettiğinin kanıtıdır.

Sevgili peygamberimizin vefatından sonra, aynı güruh ve çocukları hırsla eski saltanatlarını kazanabilmek için çok sinsi plânlar kurmuşlardır. Mücadelelerini peygamberimizin en sadık arkadaşlarına karşı sürdürmüşlerdir. İnsanlık dışı entrikalarla iktidarı ellerine alan Emevî aşiretinin önderleri, samimi olarak inananların tamamına yakınının ve peygamber torunlarının katledileceği bir dönem başlatmışlardır.

Hatta yönetimin ileri gelenlerinden Mervan, peygamberimizin bizzat yazdığı orijinal Kur’anı yakacak kadar ileri gitmiştir. Bunun oğlu Abdulmelik bin Mervan ise, Mekke’de bulunan Abdullah bin Zübeyr ile girdiği politik mücadelede, Kâbe’yi, Mekke’den Kudüs’e taşıma teşebbüsünde bulunmuştur. Gücü yetmeyince, Kâbe’ye nazire olarak, Kudüs’e yaptırdığı bir mescide “Mescid-i Aksa” ismini vererek, Kur’anın İsrâ Suresinin birinci ayetinde geçen “Mescid-i Aksa” kelimesinin kendi yaptırdığı mescid olduğunu kitaplara yazdırmıştır. Böylece ilk vahyin Hıra mağarasında geldiği, peygamberimizin okuma yazma bilmediği, Miraç olayı gibi uydurma rivayetlere zemin hazırlanmıştır.

Doğru hadis kitabı olarak kabul edilen Müslim ve İbni Hanbel’in Müsned’in de, peygamberin kendi sözlerinin yazılmasını yasakladığı rivayet edilir. Buna rağmen peygamberimizin vefatından 150-200 sene sonra toplanan rivayetler ile Rabbimizin apaçık olarak nitelediği Kur’an ayetlerini tefsir etmek zarureti nereden doğmuştur? Ön yargılarımızdan arınarak şöyle düşünmeliyiz.

Hadisler, Kur’anın açıklaması ve dinin ikinci kaynağı ise, peygamberimiz sözlerinin yazılmasını yasaklayarak dini eksik bırakmış ta daha sonra insanlar dini tamamlamış mı oluyorlar? Oysa bizzat hadis ilmi ile uğraşanlar onbinlerce hadis uydurulduğunu belirtmektedirler. Peygamberimiz müsaade edip bu sözler yazılsaydı şu anda elimizde uydurma hadisler de olmayacaktı. Rabbimizin hiçbir emrinden çıkmayan sevgili peygamberimiz, sözlerinin yazılmasını yasaklamakla, Kur’an dışında bir ilâhî kaynağın olmadığını bizzat göstermiştir.

Ezberlerinin bozulmasından son derece rahatsız olanlar, şimdi demekteler ki; “peygamberimiz, sözlerinin Kur’an ile karışmaması için böyle yapmıştır. Şimdi Kur’an ile karışması artık söz konusu olamayacağına göre biz yazdık” diyorlar. Bu gerekçenin peygamberimize ne kadar büyük bir hakaret olduğu hususunu takdirlerinize sunarım.

Sâffât suresinin 26-32. âyet grubunda; Rabbimimiz çok güzel bir örnek veriyor. Özellikle 28.//Uyanlar peşinden gittikleri kimseye,”Siz bize HAKTAN YANA olduğunuzu söyleyerek yaklaşıyordunuz” derler.// âyeti üzerinde çok iyi düşünmek gerekir. Bu âyetin açılımına göre, mahşerde müşriklerin biri birlerini suçladıkları, kandırılanların “Siz bize hak yoldan geldiniz. Bizi en çok değer verdiğimiz şeylerle kandırdınız. Allah’ı, peygamber’i, dini, imanı, ahlâkı malzeme yaparak bizi aldatıp müşrik duruma düşürdünüz. Demek ki, Allah ve peygamber hakkında yalanlar düzmüşsünüz. Biz de size güvenmiştik” şeklindeki itirazların o gün hiçbir fayda sağlamayacağı Kur’anın birçok âyetinde açıklanmaktadır.

Rabbimizin bize bildirdiği peygamberlerden Hz. İsa A.S. adına uydurulan sözlerde peygambere duyulan sevgiden kaynaklanmıştır. Neticede Hz. İsa İlâhlaştırılmıştır. Müslüman ilim adamı Prof.Maurice Bucaille, “Kitab-ı Mukaddes, Kur’an ve Bilim”adlı kitabında, İnciller ile hadis rivayetlerini karşılaştırarak şu sonuca ulaşır: “Hadis mecmuaları ortaya çıkışları bakımından haklı olarak İnciller ile kıyaslanabilir. Her iki eser grubu da, naklettikleri olayların görgü tanığı olmayan yazarlar tarafından kaleme alınmışlardır…”

Demek ki her peygamber, yaşadığı zaman diliminde toplumlarının ileri gelenlerince nasıl yalanlanmışlarsa, vefatlarında sonra da yalanlanmaları devam etmiştir. Bu Rabbimizin biz insanları sınamasıdır. Allah akıl sahiplerine özgür iradeleri ile iman etmelerini dilemiştir. Akletmek istemeyen zorlanamaz. Zoraki imanın dinimizde yeri yoktur. Ön yargılarımızdan arınarak düşünmemiz gerekir. Çünkü önyargılar, insanın dinleme, anlama ve kavrama yeteneklerini devre dışı bırakır. Peygamberimizi gerçekten sevdiğimizi iddia ediyorsak onu yalanlamamaya özen gösterelim.

Kusursuzluk sadece Allah’a mahsustur.

Mehmet Ali Oğuz

Em.C.Savcısı

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün3103
Dün4075
Tüm Zamanlar3780294
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 440 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1360
İçerik : 1479
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?