• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon KİM DEMİŞ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Rabbimiz, biz insanları şu geçici dünya hayatında iyi ile kötüyü ayırt edebilmemiz ve ebedî hayatımızda da sürekli mutlu olabilmemiz için, uymamız gereken kuralları bildirmek üzere, toplumda en seçkin insanları peygamber olarak görevlendirmiştir. Dünya üzerinde Rabbimizin öğütlerinin iletilmediği bir topluluk yoktur. Kur’anda bu seçkin insanlardan sadece 25 tanesinin ismi belirtilmiştir.

Hatemu’n-Nebiyyîn (Peygamberlerin sonuncusu), kendinden önceki peygamberleri doğrulamak ve bu peygamberler aracılığı ile insanlara yapılan öğütleri içeren vahiylerin bozulmuş durumlarının düzeltilmesi için, Rabbimiz tarafından görevlendirilen son peygamberdir. Yaşadığı çağda ve içinde bulunduğu toplumdaki en seçkin insandır. Rabbimiz, 23 senelik bir zaman diliminde sadece mensubu bulunduğu kavme değil, tüm insanlara ışık olması için kıyamete kadar koruma garantisi altına alınan Kur’anı, peygamberimize vahyetmiştir. Çünkü içinde yaşadığı toplumda ondan daha liyakatli, akıllı, güvenilen, başarılı biri yoktur.

Öksüz ve yetim olan çocuk Muhammed, önce dedesi Abdulmuttalib, daha sonra da amcası Ebu Tâlib koruması altında gençlik çağına ulaşmıştır. Her ikisinin de, öz evlâtları gibi sevdikleri çocuk Muhammed’i en mükemmel bir şekilde yetiştirdikleri bilinmektedir. Nitekim peygamberlik görevini üstlenmeden önce genç Muhammed’in toplumda üstün nitelikleri ile tanındığı da inkârı mümkün olmayan tarihî bir gerçektir.

Kim demiş Rasûlullah okuma yazma bilmiyor diye?

Kur’an da “Ümmî Nebi” şeklinde bildirilmesi, peygamberliğini kabul etmeyen Mekke’li müşriklere “onun kendi içlerinden biri olduğunu, Tevrat ve İncil’i hiç okumadığını” belirtmek içindir. Kur’an da geçen “ümmî” kelimesi “Anakentli” yani Mekke’li, bedevî olmayan, ehl-i kitap olmayan anlamındadır.

Peygamberlik görevi öncesinde bir tüccar olarak okuma yazma bilmemesi düşünülebilir mi? Okuma yazma bilmeyen ve öğrenmek için hiçbir çaba göstermeyen, 23 sene zarfında okuma yazmayı öğrenemeyen bir peygamber, Rabbimizin ayetlerini insanlara nasıl tebliğ edebilecek? İlmi, okumayı emreden Kur’an ayetleri karşısında kendisinin kayıtsız kalması nasıl düşünülebilir?

Peygamberi çok sevdiğini iddia eden, onun sünnetine bağlılıklarını dile getirenler, “Oku” emri ile başlayan Kur’anı, okuması olmayan bir peygambere yaptırarak, onu tebliğ ettiği Kur’an ile amel etmeyen bir insan durumuna düşürmüşlerdir. Bunu da inananlara güzel göstermişlerdir. Bir an için farz edelim ki peygamberimiz okuma yazma bilmiyordu. Rabbimiz tarafından tüm insanları karanlıklardan aydınlığa çıkmalarını sağlamak için görevlendirilmesinden sonra 23 senelik peygamberlik döneminde okuma yazmayı öğrenemeyecek kadar kabiliyetsiz miydi?

Burada ilk inen Alak suresinin ilk âyeti olan “ikra” kelimesi üzerinde durulmalıdır. Ortada henüz okunacak bir şey yokken ikra sözcüğünden ne anlaşılır? Sözcük anlamı; “bir şeyleri biriktirip, onu başka yerlere nakletmek demektir. “Nebi” de haber taşıyan, haber ulaştıran, Allah’tan aldığı vahyi insanlara ulaştıran demektir. Yine bu sure içindeki “kalem” sözcüğü de çok önemlidir. “Senin Rabbin insana bilmediğini kalemle öğretendir” âyeti de mecazi olarak ilmin, okulun ve kitabın sembolüdür. Peygamberimiz okuma yazma biliyordu. Kendisi inzal olan âyetleri bir tarağın dişleri gibi tertil tertil düzenlemiştir. Ne yazık ki daha sonraki asırlarda zulümle saltanatlarını sürdürmek isteyen ikiyüzlü iktidar sahiplerince üretilen rivayetler yüzünden insanların kafaları karıştırılmıştır.

Peygamberimizin ölümünden 150-200 yıl sonra derlenen hadis kaynaklarında bile peygamberimizin okuyup yazdığı belirtilmiş iken, kelime oyunları ile hadiste geçen “ketebe” sözünü çevirilerde anlamını değiştirerek “yazdırdı” şeklinde bizlere ulaştırmışlardır. Oysa kelimenin fiil olarak anlamı “yazdı” dır. Bu olay, Hudeybiye antlaşması ile ilgilidir. Bilindiği gibi, Peygamberimiz arkadaşları ile birlikte Medine’den Kâbe’yi ziyaret amacı ile yola çıktığında, o günkü şartlar gerektirdiğinden, ziyaretin bir yıl sonra yapılması için Mekke’li müşrikler ile bir antlaşma yapmıştır. Antlaşma metninde “Allah’ın elçisi Muhammed’in üzerinde andlaşmış olduğu şeylerdir” ifadesinin müşriklerce kabul edilmemesi üzerine, Peygamberimizin Ali’ye “Allah’ın elçisini sil” şeklindeki sözüne Ali’nin böyle bir şey yapamayacağını ifade ettiği, bu nedenle Peygamberimizin bizzat kendisinin ihtilâf edilen kelimeleri silip, “Abdullah oğlu Muhammed” olarak değiştirdiği, bilinmektedir.

Kim demiş Nebiy-yi Ümmi (Anakentli peygamber) okuma yazma bilmiyor diye?

Düşünün ön yargılardan arınarak! Neden ısrarla peygamberimizin okuma yazma bilmediği yalanı hâlâ sürdürülüyor?

Allah’ın elçisinin okuma yazma bildiği anlaşılırsa:

  • İlk gelen “oku” ayetinin, Hira mağarasında gelmediği öğrenilecek.
  • Peygamberimizin, Cebrail’e “Ben okuma bilmem” dediği yalan rivayeti gün ışığına çıkacak.
  • Apaçık olan Kur’an ayetlerinin, “ancak rivayetler ile tefsir edilmesi gerektiği” yalanı ortaya çıkacak. Kur’an daki kelimelerin anlamlarının nasıl çarptırılarak yanlış manalar verildiği sorgulanacaktır.
  • Din’i bir menfaat/çıkar sektörü olarak kullanıp nemalananlar, anlaşılan o ki daha bir süre bu inkâr edici tutumlarını sürdürecekler. Mutlak hakikate dair sahih olan değişmez doğruluğu sabit olan bu gerçeklere direnecekler. Din’i bir “Çıkar mesleği” olarak kabul ettikleri din konusunda bir gün gelip “Herkesin ulu orta konuşmaması gerektiğini” anlayacaklar. İlahi vahyin aslının değişmezliğine boyun eğip utana sıkıla değişmeyen doğruyu bizzat kendileri kabul edip haykıracaklardır.

Ancak Güneş balçıkla sıvanamayacaktır.

         “Her kim ki doğru yolu izlemeyi seçerse, bunu kendi iyiliği için yapmış olacaktır. Ve her kim ki yoldan saparsa, bu kendi kötülüğüne olacaktır; kimse kimsenin yükünü taşıyacak değildir. Ayrıca, Biz, [kendilerine] bir elçi göndermeden [yaptığı haksızlıklardan ötürü hiçbir topluma] azap etmeyiz.” İsra:17/15

         Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1114
Dün4918
Tüm Zamanlar3774230
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 220 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1309
İçerik : 1480
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?