Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon TÜKENEN KENTLEŞMEDE TRAFİK SORUNUNUN BAŞKA BOYUTLARI DA VAR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 16
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Ülkemizde her gün hemen hemen altı yüz ve her saatte yirmi yedi tane kaza meydana geliyor. Bugün için ülkemizin en önemli sorunlar paketinin içinden bir tanesi de kuşkusuz trafik kazalarıdır. Yıllardır onca trafiğe uygun modern yol yapım çalışmalarıyla bir hayli mesafeler alınmasına karşılık kazalardaki artışı bir türlü durduramıyoruz. Kara yollarımız ulaşımın alt yapısını her ne kadar trafiğin rahatlatılması ve fiziki tasarımın Avrupa standartları noktasında son derece özenle yol düzenlemelerinde bulunduysa da ne yazık ki trafik kazaları günlük ya da saatlik olay olmaktan çıkmıyor.

        

Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre trafik kazalarının en önemli sebepleri şu şekilde sıralanmış:


1. Bozuk yollar 2. Dikkatsiz ve hızlı sürüş 3. Tecrübesiz sürücülerin yaptığı denemeler. Özellikle babalarından izinsiz bir şekilde arabaları alıp virajları hızlı şekilde almaya alan çocuklar bu kazalara sebep oluyor. 4. Sürüşe odaklanmama. Özellikle araba sürerken başka bir şeyle uğraşmaya kalmak veya uykusuz araba sürmek kazaların önemli sebeplerinden. 5. Uyuşturucu madde kullanımı 6. Alkol kullanımı 7. Dış sebepler: Yolun etrafındaki dikkat çekici olaylar ile ilgilenen sürücüler en önemli kaza sebeplerinden olabiliyorlar. Çünkü yolun sağına bakarken önünde yavaşlayan arabayı görmeyebiliyorlar. 8. Araba sürerken bir şeyler atıştırmak 9. Sürüş esnasında yüksek sesle müzik dinlemek10. Sürüş esnasında cep telefonu ile konuşmak.

                

                  İÇ GÖÇLE NÜFUSU ARTAN YENİ KENTLEŞMENİN  

                   BİR BAŞKA AÇIDAN SOSYAL PSİKOLOJİK DURUMU

                                                            

Yukarıdaki sayılan ihlallerin yanında büyük kentlere yapılan göç durdurulamadığı için kentlerde yığılma trafiğe bağlı başka sorunları da kent yaşamına taşıyor. Fransız mimarisinden esinlenerek mesken edindiğimiz apartmanlar yükseldikçe her ne kadar siteler oluşturulsa da kentin “Kalabalıklaşma” sorunu daha da artacak olduğu gözleniyor.

Yirmi yılı aşkın iktidarda bulunan bir anlayış ve sonradan da politik tavır olarak konsept değiştirmiş muhafazakâr politik söylemle yoluna devam etmiş aynı anlayış kent belediyeciliğinde devrim niteliğinde ilerlemeci yolda küçümsenmeyecek çalışmalar yaptı.

Muhafazakâr anlayışın yüklemindeki iktidarın elindeki belediyeler hakikaten özellikle büyük kentlerin statükocu yüzünü değiştirdi. Başta İstanbul, Ankara, Bursa, Konya, Kayseri v.b Büyük şehirlerde çok büyük işler başardı.

 

Ancak her şeye rağmen ve her nedense özellikle büyük kentlerimizin sorunları hala bitmiyor. Her ne kadar kentsel dönüşüm projeleri hayata geçirilmeye çalışılsa da yapılan çalışmalar bir tadilattan ve geçici çözümler bulmaktan daha ötelere taşınamıyor maalesef.

Hala gökdelen/yüksek binalar özellikle“Deprem bölge kentlerinde!”adeta yerden fışkırıyor. Her ne kadar zemin etütlü çalışmalar ya da statik dayanımlı projeler olsa dahi hala zikrettiğimiz konsepte konut üretimine ısrarla devam ediliyor. Bu binalar aynı merkezlerde çoklaştıkça haliyle kentin nüfusu arttığı gibi aynı zamanda sorunları da hiç durmaksızın çoğalıyor.

 

Bu düşüncelerle kentsel gelişmişlik düzeyine ilerlemiş olduklarını zanneden politikacılar örneğin ülkemizin en büyük metro politan kenti olan İstanbul’a üçüncü köprüyü değil, yedinci köprüyü dahi kursalar sadece trafiğe endeksli olarak kent yaşamı bir yaşam alanı olmaktan çıkacaktır lütfen bunu unutmayın!

 

Bu yüzden İkinci İstanbul olsun diye düşünülen kanal projeleri biri birine sırt sırta yakın olan şehirleşmeler insanın hayatına bir azap vermekten öteye gidemeyeceklerdir. Bu projeler yerine daha büyük yüz ölçümlerine sahip illerimizde makro planlamalarla yeni kentleşme alanları niçin ihdas edilip çalışmalar başlatılmıyor? Bunun bir sebebi olmalı?

Ülkemizin yedi bölgesinde de hem konuta dayalı imarlı arsa yerleşkeler hem de iş istihdamımızı arttırabilecek sanayi, tarım ve hayvancılık projelerini içinde barındırabilecek tesis ve yerleşkeler behemal düşünülmeli, icraya konabilmelidir.

 

 

Nüfus alanlarının kahir çoğunlukla metropoliten kentlerde, çok yanlış düşüncelerle toplanması, pek uzakta değil çok yakın gelecekte devasa sorunları beraberinde taşıyıp içinden çıkılmaz hale getireceği unutulmamalıdır.

 

İstanbul gibi devasa bir nüfus yoğunluğu oluşturmuş kentimizin en büyük ana sorunlarından biri şu an trafik sorunudur. Devlet iktidarları, maalesef trafik sorunun çözmek yerine çözüm için boğazın muazzam estetik güzelliğini bozacak köprüleri hala çoğaltmanın peşinde arızi bir zihniyete sahip oldukları görülüyor.

 

Üstelik bir büyük şehir olan İstanbul’un kaldıramayacağı bir yüzölçümü alanında, ağırlaşmış nüfus kapasitesine çözüm aranacağı yerde, üstelik devletin hazinesine boş yere çok mali bedel ödetecek çılgınlığı yadsıtmayacak projelere imza atmak için garip bir biçimde uğraş veriliyor.  

 

Yıllardır bunca nüfus yığılması sorununun ana neden olmasının en büyük yanlışlığı; yüz yıl ileriyi göremeyen politik zihniyetlerin rantçı imar planlamalarını düzenlenmesi sonunda olanlar olmuş dedirtecek cinstendir. Baştan yanlış iliklenen bir düğme misaliyle ifadelendirecek olursak, haliyle daha büyük yanlışları da akabinde getirmesi kaçınılmaz olur.

 

Oldukça tarih kokan bu kadar güzel bir şehir; görsel açıdan garip ve iğreti bir konuma hala bugün bile nasıl indirgeniyor şaşılacak şey. Bütün bu anlattığımız problemleri muhafazakâr bir iktidarın bile gelecek için yanlışlara devam etmesini görmek ve anlamak da doğrusu pek mümkün görünmüyor.

 

Bu güzel kentin tarihi dokusu yeni yapılan kibrin abideleri olan görkemli gökdelenlerle kuşatılıyor olması, akabinde doğal görsellik açısından kentin zengin kültürünü de tabir yerindeyse linç ediyor/edecektir. Gittikçe yeşil alanlar daralıyor ve bu bakımdan kent çok yakında beton yığınlarına dönüşmesi sıradan bir olay haline dönüşecek hiç kuşkusuz.

 

Böylesine tarih ve doğal güzelliğe sahip olan bir kent olan İstanbul’a yapılan en büyük kötülük; kentin çok az bir zaman sonra absürt pastoral manzaralara tanık olacak hale gelmesidir.

 

Bugünden bile bu manzaralar zaten çök zamandır izlenmeye başlanmıştır. Feodal kognitif/zihniyet düşünce kalıplarına yaraşır şekilde ancak bu kadar olur dedirtecek düşünceler bu kentimize yakışır bir tasarım düşünce olabilir mi?

 

Şehrin tarih kokan zengin siluetini karartacak panoramik bir görselliğe nasıl izin verilebiliyor? Üstelik tarihsel geleneklerine bağlı olduğunu dillendiren bir muhafazakâr iktidar erkinde post modern kent destinasyon konsept düşüncesi ve uygulamalarıyla İstanbul gibi bir kentte bir muhafazakar anlayışı nasıl yansıtabilir? Bunu anlamak da kabil-i mümkün görünmüyor maalesef.

 

Özellikle muhafazakâr iktidar erkinin şehircilik plan hedefleri açmazlarından birini burada söz edecek olursak. Şunları dile getirmemiz çok doğru olacaktır.

 

Muhafazakâr iktidar, her ne kadar kentsel dönüşümlerle, konut üretme çalışmalarıyla, yol, baraj, tünel v.b miktarda çalışmalar yaptıysa elbet bunlardan dolayı milletimiz müteşekkirdir sanıyorum.

 

Fakat post modern yaşam felsefesinin en çok aileye yönelik dayatmaların farkında bile olunmaması kuşkusuz bir açıdan bakıldığında üzücü bir durum. Özellikle büyük kentlerde “Güvenlikli?! Gökdelen site konutları”J yerine tarihimizde olduğu gibi depreme dayanıklı ve yüz yüze görüşmelerin daha çok olacağı iki katla sınırlandırılmış konut üretip niçin daha doğal güvenlikli mahalleler oluştur/a/madınız? İnandığınız değerleri niçin örtüyor ya da örtbas etmeye yöneliyor ya da yönlendirildiniz? Niçin ve neden? Bunları anlamak hakikaten mümkün değil.

 

Kanal projeleri, imajinatif hayallerle küçük bir yüz ölçüm alanında sıkıştırılarak dizayn edilmesi gerçeklikle bağdaşır olmayacak ikinci bir İstanbul yerleşim kent alanını nasıl düşünebiliyorsunuz?

 

Üstelik jeo- politik bölge güvenliği açısından birbirine yakın olan yerleşim alanları sakıncalı olmasına rağmen.

 

Üstelik düşündüğünüz ikinci İstanbul projesi; o bölgeyi o kadar çok cazip hale getirir ki oraya bütün ülkeyi toplarsanız sonuçlarının da çok ağır olacağını unutmayalım.

 

Böylesine makro düzeyde yüz ölçümü küçük ve orantısız bir bölge coğrafyasının tarım arazilerinin nasıl yok edileceğini de önceden hesaplayıp düşünebildiniz mi hiç?

 

Gelecek nesiller, doğası yok edilmiş,aile hayatının hercümerç olmuş bu mekanik beton şehirlerde robotlaşmış kimlikler ya da zom- bileşmiş kimliklerle içinde dolaşırsa bu manzaraları dışarıdan gelip görebilecek hiç kimse şaşırmasın.

 

TRAFİĞE BAĞLI BAŞKA BOYUTTAKİ ALARM VEREN SORUNLARA DİKKAT!

 

Modern yaşamın insana sağladığı “Araçla yaşama konforu” Başta park yeri sorununu önüne koydu. Park sorununa bir çözüm bulmadan bütün büyük kent sokak ve caddeleri oto garajına döndü. Hatta kamyon garajına bile döndü bazı şehirlerimiz(Ör: İzmir). Bu ne hal?

 

Elli yıl öncesi ülke siyasetçilerimizde şehirleşme bilinci olmadığı için popülist merkezli rant politikalar yüzünden oldukça fazla zarar görmüştür kentlerimiz. Kentlerin alt yapı sorunu en azından yüz yıl olacak şekilde planlanarak yapılacak işlerin en başına koyul/a/madığı için en çok da bu yüzden şu anki sosyal yaşamımız, büyük kentlerde daha bir kronik hale dönüşmüş bulunmaktadır.

 

Uzun soluklu projelerle değil de mikro ölçekli günü kurtarmak ya da mevcut durumu korumak adına MAKRO ÖLÇEKTE olmayan planlamasız çalışmalar yapıldığı için kent sorunları ileriki yıllarda insanımızı çileden çıkarmaya yetecek kadar katlanmış sorunları beklendiğini daha şimdiden tahmin etmek zor değildir.

 

Konut yaşam alanları önceden planlanırken yeşil alan, oto park, park ve bahçe, çocuk oyun alanları parkı, halka açık spor sahaları v.b konularda doğru dürüst bir planlama yapılamadığından ne caddeler ne de sokaklar geniş tutuldu ne oto parklar yapıldı.

 

Bu yüzden kent insanları Allah’ın her günü araç parkı yüzünden kavgalar hatta bıçaklama olaylarıyla darp edilip ölümlere yol açabilecek olayları yaşamaları sıradan vaka boyutuna taşındı.

 

Işıklarda kırmızı ışık yanınca bile kuralları ihlal edip yoluna devam eden sürücülere ne demeli? Ya da aynı şekilde şehir içi trafikte yeşil lamba yanınca yol hakkı/geçiş üstünlüğü sürücülere olmasına rağmen aceleci yayalara ne demeli?

 

Birde aklımda kaldığı kadarıyla burada aktaracağım trafikte yaşanan bazı haberlerdeki vakalara ya ne demeli? Konunun daha iyi anlaşılması için birkaç örnekle ifade etmek yerinde olacaktır sanırım. Bu yazıyı okuyan sizler de buradaki örneklerin üzerine ilaveler yapıp gördüğünüz ya da bizzat yaşadığınız haberlerin kim bilir ne kadarını burada nakledebilirsiniz?

 

TRAFİKTE BOYUTU DEĞİŞİK VAHİM ÜÇ OLAY!

İşte trafikte yaşanan insanın kanını dondurabilecek iki olay ve bir uyarı olay haber;

1.OLAY: “Yol verme meselesi yüzünden çıkan kavgada on bir yerinden bıçaklanan 22 yaşındaki sürücü kurtarılamadı”

2. OLAY: Trafikte seyir halindeyken trafik ışıklarında duran bir aracın yeşil ışık yandıktan sonra aracını kaldıramaz. Trafik ışıkların önünde duran bu ilk araç sürücüsünün arabasını kalkış yapamaması nedeniyle arkasında bekleyen araçlardan birden ve art arda klaksonlarını seslendirmişler.

Bir de bu yetmiyormuş gibi trafik konvoyundaki arabalar, acele ile farlarını yakarak sık sık selektör yapmışlar. Bu durumun sonunda, arabasına kalkış veremeyen alkollü sürücü birden bire sinirleniyor.

Sonra alkollü ilk araç sürücüsü kızıp belindeki silahına doğrulup hemen arkasındaki aracın sahibine yönelip hiçbir şeyi düşünmeden tetiği çekip hemen oracıkta bir hayatı bir hiç uğruna infaz ediyor.

Bu da yetmiyormuş gibi ikinci aracın sahibini de kulağından teğet geçirdiği mermisi ile yaralıyor. Bu nasıl ve ne biçim bir cinnet halidir? Olay, bir trafik olayı değil, trafiğe bağlı imiş görülen konuyu başka boyuta taşıyan bir başka olay elbette.

Bu olay yukarda da zikrettiğimiz gibi büyük kentleşmenin getirdiği sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel kapsamda bir şekillenmenin içinde derin psikolojik stres ve dramlar barındıran olaylardır. Öyle basite indirgenebilecek oranda değil bu yaşanan olaylar.

Bugünün post modern insanının en büyük sıkıntısı bir “Yaşam tarzı” nın kendine dayatılmasının farkında olmamasıdır.

Akidevi inancına sıfırlanmış bir bilinç, değerlerine saygısını kaybetmiş yozlaşmış yozlaştırılmış ve” Bizim insanımız” diyebileceğimiz sıfatlardan çıkmış, şükür etmekten bile uzak ve kanaatkârlık vasfını da ortadan kaldırmış muhteris insan görüntüsünün bir SUÇ işlemekten başka ne beklenebilir?

İnsanı suça iten albenisi yüksek maddi temelli tahriklerin insana sunulması ve bu insanın kendine sahiplenemeyeceği tahripkâr nedenler her ne kadar sebebiyet veriyorsa da yine bu insanın biraz da ihtiyaçlarına göre yaşamayı unutup isteklerini kör bir tutkuya dönüştürmüş insanımızda da biraz suç potansiyelini aramak gerekmez mi?

Böylesine bir durum insanlık tarihinin tüm zamanlarında yaşanılmış ve yaşanması da olası bir sonuç olarak bilinmeli. İnsanın bitimsiz istekleri en cahilinden en mürekkeplisine kadar hep aynıdır. Bu bakımdan meşru yollarla sahip olamayacağımız hiçbir isteğimizi gayrı meşru yolarda hem de hiçbir şeyi düşünmeden ağır tazyikler altında kalıp ve geri dönüşü olmayan suçlara uzak durulmalı ve öylece kalınmaya çalışılmalıdır.

 

3. OLAY: Bir olay değil. Ancak olaya sebebiyet verecek bir başka şey. Arabamla seyir halindeyken trafik ışıklarına ramak kalmıştım kırmızı ışıkta durmak için. Birden önüme atlarcasına beni geçen bir kamyonet oldukça sert geçiş yaparak hemen önümde duruverdi. Yeşil ışıkta geçme hakkını aracımı geçerek elde etmişti. Belli ki acele işi vardı.

Ama işin en ilginci şu oldu. Kamyonetin arka kasasında gördüğüm matbu olarak üçgen boyutta sarı renkte bir bant yapıştırmış kamyonet sahibi.

Üzerinde resmedilmiş bir sopa ve altında şu yazı vardı: ARABADA SOPA VAR YAKLAŞMAYIN! Aynen böyleJ Buna ne demeli? Siz karar verin.

 

Trafik için nasihat türünden klişeleşmiş o kadar yazı yazılıyor ki hangi birini yazmayı bir tarafa bırakın bu yazılan uyarıları nasıl okuyup, uygulayabileceğimize hala karar vermiş değiliz. Karar verseydik her gün katliam gibi kazalara sebebiyet verebilir miydik? (Yukarda zikrettiğimiz örnek uyarılar şunlar :”Trafik Terörü”.” İçimizdeki Canavar” gibi.)

Trafiğe bağlı başka boyutta sorunlar başlığındaki bu yazıya eklenebilecek o kadar çok olay var ki hangi birisini yazalım bilemiyorum.

Özellikle büyük şehirlerimizde nüfus yığılmaları sürdükçe bir arada yaşama ve yüz yüze insan ilişkileri de tükenmesi kaçınılmazdır. Özellikle diyergamlığı olan bizim insanımız büyük kentlerde yoğunlaştıkça asosyal hale geliyor.

 

Daha önceden kendi aralarında yaşadıkları sosyal çatı altında imece usulü dayanışma ve yardımlaşmaları unutup şimdi hiç tanımadığı ve hoşlanmadığı halde maalesef önceki yaşadıklarını aratmayacak biçimde daha keskin bencillikler yaşıyor. İsteklerine varmak için öfleye püfleye hırsla birikmiş bir hayatın içinde ya yer alıyor ya da bir suç işleyerek yer alamıyor.

 

İşte böylesine en başta da sosyal hayatı karmaşık hale dönüştürecek şekilde MAKRO ölçekte olmayan düzensiz şehir planlamaları sürdükçe en önemlisi,

 

Büyük kentlere İÇ GÖÇ devam ettikçe bu tür vakalar da katlanarak artış göstermesi de kaçınılmaz olacaktır.

 

Bütün bu suç ihlallerinin bir başka nedeni sadece eğitimsizlik değil. Toplumda eğitimsiz ve insana saygı duymayan haydutlaşmış insanların aramızda dolaşmasıdır.

 

Bir o kadar da burnundan bir kıl dahi aldırmayan kendini her zaman haklı sayan megolamanlaşmış bozuk psikolojilerde “Mürekkepli bencil cahiller” diyebileceğimiz GÖZÜ AÇIK olması, yadırganabilecek bir durum olmasa da kendisini ne yazık ki AÇIKGÖZ olduğunu zanneden güya uyanık, menfaatperest bencil insanların da yaşıyor olmasıdır.

 

Ülkede okuma oranı düzeyinin yüzdesi arttıkça diplomalıların sayısı da o nispet de çoğalıyor. Her ne kadar ülkede bir işsizlikten bahsedilse de belli bir oranda refah düzeyi yükselenlerin sayısında da oldukça bir yekün teşkil ettiği görülebiliyor.

 

Haliyle söz konusu imkânlara yönelik kazanımlar, özellikle bizim ülkemizde insanlarımızın psikolojilerini daha bir iyiliksever cömertliğe ve daha sabırlı anlayışlara yönlendireceğine aksine sekülerperest bir bencilliğe itiyor nedense.

 

Sosyalleşmeyi ön plana çıkar/a/mayan içe kapanmış insanlar, salt kendini düşünen bencil psikolojiler yaşıyor. Büyük kentlerde ikamet eden mezkûr insanımızın genel yaşam psikolojileri maalesef bu şekilde açıklanabilir. Bu yönden bakıldığında;

Kimi insanlar rahatlarından dolayı bir bencillik yaşıyor.

Kimi daha fazla tamah ve hırslarından dolayı.

Kimi de okuyup, görüp sahip olamamaktan muzdarip fakat bir o kadar hırslı bencillikler yaşıyor.

 

Konuya burada anlattıklarımız çerçevesinden baktığımız zaman; bunca yanlışları kendinden başka kimseyi düşünmeden yapan. Kendilerinin dışındakilere en ufak bir iyi davranış saygısını dahi çok gören, yenidünya düzeni küresel köyün, egoist seküler yaşam felsefesinin kurallarına boyun eğerek teslim olmuş garip insanların, toplumsal yaşamayı, sadece çıkara dayalı aşırı bencillikler kapsamında görmesidir yanlış ve üzücü olan.

 

Bu anlamda, birçok insanın da bir kentte nasıl toplu yaşanır nasıl bir davranış içinde olunur diye kendini medeni bir kültürle uyumluluğunu sınayıp sorgulamadan yaptığı asosyal yanlışlar yüzünden başkalarına hatta en yakınlarına bile zarar verebiliyorlar. Oldukça fazla bu tip insanlar da maalesef hiçbir şeyi hiçbir şey olmamış gibi umursamadan yüzsüzce aramızda yaşayabiliyorlar.

 

Post modern seküler sistemin insanımıza bir yaşam biçimini dayattığı ezilmişlik/bastırılmış ya da yükseklik komplekslerinde öfke ile preslenmiş duygular ateş almaya ve can yakmaya ne kadar uygun hale dönüştürülmüş.

 

Bu S.O.S veren sosyolojik fotoğrafa bakıp üzülmek yerine radikal çareler düşünmek daha doğru olmaz mı Ey! Politikacılar. ÇARE BULMAK İÇİN BİRAZ KIMILDAYIN. Acil çare bulun. Yoksa her şey geç kalmış bir pişmanlık olacaktır.

 

Hak ve hakikate yönelmiş bir inanç dünyasının tam merkezinde olan sağduyulu kadirşinas milletimiz; ülkeyi mamur edecek kalkınma hamlelerinin hemen yanında ADALETİ ve buna bağlı aile hayatımızdan başlayan SOSYAL GÜVENLİĞİMİZİ sağlayacak en önemli girişimleri hasretle bekliyor.

  

Dedikten sonra topluma yönelik hakikate dair bir mesaj da burada şöyle veriliyor.”Siz nasılsanız öyle idare edilirsiniz.” Toplumun kumaşı ne kadar iyiyse o toplum o kadar güzel kumaşları kullanmaya sahip olur. Toplumun kumaşı iyi değilse elbiseyi dikecekler de o kadar olacaklar.

 

Değişmezliği DOĞRU olan hak ve hakikate dair temel kuralları kimse değiştiremez. Bu sebepten dolayı;

 

Bozuk kumaşı olanın bozuk dikicisi olur bu bakımdan hiç kimse ağlamasın, kimse öfkesini seslendirmesin. İyi kumaşı olan da kumaşı dikmek üzere verdiği dikicisinin ne yapıp yapmadığını en azından biraz bilmesi gerekir. Üzerine giydirilecek elbisenin provalarının nasıl olduğunu çok iyi kontrol edip, giyeceği elbisenin nasıl olduğunu eleştirsin ki giyeceği elbise de iyi olsun. Toplum, seçici, eleştirici ve kontrol edici görevlerini yapamıyorsa otursun kendi haline acısın. Vesselam.

 

“İnsanoğlunu arkasında ve önünde takip edenler vardır; Allah’ın emriyle onu gözetirler. Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah bir toplumun kahrını dileyince artık o geri döndürülemez. Onların Allah’tan başka koruyucusu da yoktur.” RA’D:13/11

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #3 Yerinde... 2012-01-16 12:03
Çok yerinde tesbitleri, akıcı diliyle anlatan yazara çok teşekkürler. Allah sosyal planlamada fikirlerinden yararlanma fırsatı versin...
Alıntı
 
 
0 #2 RE: TÜKENEN KENTLEŞMEDE TRAFİK SORUNUNUN BAŞKA BOYUTLARI DA VAR! 2012-01-15 16:40
bilgilendirici biryazı hem kişiler, hem de kurumlarca dikkate alınması gereken bir yazı. eline sağlık
Alıntı
 
 
0 #1 RE: TÜKENEN KENTLEŞMEDE TRAFİK SORUNUNUN BAŞKA BOYUTLARI DA VAR! 2012-01-15 16:37
Mükemmel ve bilgilendirici bir yazı. eline sağlık. ilgillerce mutlaka dikkat alırması gerekir
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2184
Dün2500
Tüm Zamanlar4217639
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 69 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?