• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon NEDEN HİRA?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Peygamberimiz, Rabbimiz tarafından verilen tüm insanları uyarma görevini yürütürken, Mekke ileri gelenlerince en alçak biçimde sözlü ve fiilî saldırılara maruz kalmıştır.


Peygamberimiz içinde bulunduğu toplumun en akıllısı, ahlâk bakımından en üstünü olduğu, peygamberlik öncesinde tüm Mekke’liler tarafından bilinmesine rağmen, açıktan yaptığı ilk uyarı sonrasında başta öz amcası Ebu Leheb tarafından yalanlanmış, en çirkef hakaretlere uğramıştır. Çünkü o, yeğeninin ilk tebliğindeki “Âlemlerin Rabbi” kelimesini çok iyi anlamış, kendisi ve yandaşlarının sefil saltanatlarının tehlikeye girdiğini kavramıştı. Çünkü onlar Allah’a inanıyor ama Rabliğini kabul etmiyorlardı. Kendileri toplumu yönetiyor, kölelik düzeni gereği sömürdükleri insanların ne şekilde hayat sürdürecekleri konusunda kurallar koyuyorlar, plân ve programlarını bizzat düzenliyorlardı. Açıkçası toplumlarında Rablik fonksiyonlarını yürütüyorlardı.

Burada “Rab” kelimesinin ne anlama geldiğinin bilinmesi yararlı olacaktır. Rab: “İnsanı ve tüm varlığı koruyup gözeten, programlayan, eğiten ve bunu sağlamaya yönelik buyruk ve yasaları koyan, itaat ve ibadet edilecek tek kudret” demektir. Fatiha suresi ile açıktan tebliğe başlayan peygamberimizin, sadece Âlemlerin Rabbine itaat edilmesi, yardımın da sadece O’ndan istenmesi gerektiği yolundaki bildirimi, bu yöneticileri çıldırtmıştı. Çünkü kendilerini efendi olarak topluma kabul ettiren, Mekke site devletinin ileri gelenleri, istediklerine yardım ediyorlardı. İnsanlar bir şey isteyeceklerse yine bunlardan istenmeliydi.


Rabbimiz tarafından, içinde bulunduğu toplumun en liyakatlisi olan Allah’ın elçisine karşı en ağır saldırılar bundan sonra başlamıştır. Nebi hakkında; cinlenmiş, büyücülüğe merak salmış ve delirmiş gibi sıfatlar üretiyorlardı. Müşriklerin bu iftiralarına cevap, yine Rabbimiz tarafından veriliyordu. Hatta peygamberimiz, etrafındaki inanmış gibi görünen ikiyüzlüler konusunda Rabbimiz tarafından uyarılıyordu. Kur’an da bunun örnekleri çoktur.

Hiç yılmadan görevini sürdüren peygamberimizin ölümünden sonra aynı saltanat sahipleri ve onların peşinden gidenleri, tekrar aynı zulüm sistemlerini kurabilmek için çok çalıştılar. Kur’an da ikiyüzlü, yani münâfık olarak nitelendirilenlerin dışındaki gerçek sahabe bazen tehditle, bazen de zor kullanılmak suretiyle sindirilmiştir. İslâm tarihi üzerinde yapılan objektif bir inceleme ile peygamberimiz sonrasında cereyan eden nifakın iç yüzünü kavramak hiç de zor değildir.


Sadece Ebu Hanife’nin maruz kaldığı haksızlık ve zulüm konusunun bile öğrenilmesi, gerçeklerin neden saklandığını anlamamıza yetecektir. Ne acı ki bu konular dile getirildiğinde, karşınıza hemen “O zamanın insanları hakkında hüküm kurmanın doğru olmadığı, nifakın yeniden hortlatılmaması gerektiği” gibi itirazlarla karşı çıkılacaktır. Tarih araştırması niçin yapılır? Bunun en güzel cevabını tarihçiler verecektir. Şüphesiz ki gerçek hüküm öte dünya’da âdil olan Rabbimiz tarafından verilecektir. Bundan zerre kadar şüphemiz yoktur.


Tüm insanları uyarmak görevinin Peygamberimize tevdi edilmesi, onun bizzat Rabbimizce seçilmesi nedeniyledir. Üstün yeteneklerini geliştiren Allah’ın elçisi o toplumun en seçkiniydi. Hiçbir zaman müşriklerin şefaat olsun diye icat ettikleri putları karşısında eğilmemişti. Saygınlığı tüm toplumu tarafından da tescil edilmişti. Peygamberimiz gerçeği arıyordu, düşünce sancısı içindeydi. Mekke’de gördüğü insanlık dışı uygulamaları tasvip etmiyordu.

İşte bu şekilde düşünce sancısı çektiği bir gece Mekke’den Taif yolu üzerindeki Cirâne denilen bir mevkide “en uzak mescid” diye bilinen “Mescid-i Aksâ” ya yürütülmüştür. Orada Rabbimiz, Hatemu’n-Nebiyyîn (Peygamberlerin sonuncusu) na bizzat “Alak” suresini vahyederek, peygamberlik eğitimini vermeye başlamıştır. İsrâ, Necm, Kadir ve Duhân sureleri önyargılardan sıyrılarak tetkik edildiğinde, açıkça anlaşılacaktır. O halde Hira mağarasında ilk vahyi aldığı iddiası nerden çıkmıştır? Kâbe’yi ziyaret edenlere oldukça yüksekçe bir yerde olan bu mağara gösterilir. Birçok müslüman sevap kazanma arzusu ile buraya tırmanır.


Şimdi bir düşünün! Mekke’de herkes tarafından parmakla gösterilen Muhammed A.S. henüz 40 yaşlarında. Hatice validemizi yalnız bırakıp bu mağaraya çıkacak, günlerce yalnız başına kalacak, azığı bittiğinde dönüp tekrar tırmanacak. Bundan 1400 yıl evvelini bir düşünün. Zor tabiat şartlarında vahşi hayvanların dolaştığı ıssız, kayalıklar arasındaki ufak bir mağaraya, toplumun en akıllısı olan Muhammed A.S. hayatını tehlikeye atarak çıkacak!...

Peygamberimiz hayatta iken müşriklerin “mecnun” hakaretine maruz kalmış ise de bu iğrenç yakıştırmaları Rabbimiz tarafından en çarpıcı bir şekilde reddedilmiştir. Ancak peygamberimizin ölümünden sonra, yukarıda açıklanan nedenlerle uydurulan akıl ve mantık dışı rivayetler ile Rabbimizin o toplum içinden seçtiği en akıllı Muhammed’e içlerindeki hıncı, öfkeyi tatmin etmek için sanki bizlere bunu söyletmek istiyorlar.


Kur’an insanları rüşde erdirir. Kur’an açıktır. Herkes anlayabilir. Rabbimizin bizleri karanlıklardan aydınlığa ulaşabilmemiz için Peygamberimize vahyettiği Kur’anı anlayamayız korkusunu kafamızdan silelim. Aklımızı kullanalım. Tüm insanları uyarmak üzere Rabbimiz tarafından bizzat görevlendirilen peygamberimiz hakkında uydurulan asılsız, saçma sapan yazılmış sözleri bir tarafa bırakıp, Kur’ana yönelelim. Rabbimizin sözleri dışında uydurulan insan yazması kitaplar bizi Cennet’e ulaştırmaz. Orada herkes kendi derdinde olacak. Kimsenin kimseye yardımı olmayacak.

“Allah, kirliliği/azabı aklını kullanmayanların üzerine bırakır” (Yunus 100)

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1124
Dün4918
Tüm Zamanlar3774240
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 263 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1310
İçerik : 1480
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?