Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon Ortadoğu'da Huzur, İç Dengelerin Ayarı ile Sağlanabilir.

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 11
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Siyaset ve komplo teori uzmanlarınca 2012 de İsrail ve İran arasında bir savaşın başlatılacağından sık sık söz edilmektedir. Bu nedenle bölgemiz daha yoğun bir siyasi trafiğin ve savaşın içinde bulunacağa benziyor. Küresel faşizmin orta doğu da planlı ve programlı maksatlı çalışmalarının bir eyleme dönüşebileceği öteden beri beklenmektedir.
Orta Doğuda, Arap baharı devrim rüzgârlarının bir süredir estirilmesi, bölgenin yeniden emperyalist siyasetin güç kazanacağı çıkar amaçlarına göre düzenleneceği varsayımını giderek güçlendirmektedir.

Bir yandan BOP(Büyük Orta Doğu) diğer yandan BİP(Büyük İsrail Projesi) projelerini başta İsrail devleti ve ABD deki evanjelikler tarafından seslendirilerek hayata geçirileceğinden son on yıldır sıkça söz edilmektedir.
Son günlerde İsrail resmi yetkililer tarafından da özellikle İran’a yapılabilecek saldırılar basın aracılığı ile bahsedilmektedir. Bu günlerde konunun daha bir sıkça seslendirilmesi de bölgenin daha çok karışacağının işaretlerini bu açıklamalar üzerinden yapılmaktadır.

Orta doğuda, İsrail devletinin Siyonist ideali olan “Arz-ı Mevut” emellerini gerçekleştirinceye kadar öyle kolay kolay barış ve huzur sağlanacağından bahsetmek ise gerçekten zor görünüyor. İsrail, devletini ilan ettiği 1948 tarihinden bu yana geri adım attığı hiç görülmüş müdür? İsrail, O meşum emellerini birer birer gerçekleştirmeye çalışıyor ve tüm barış anlaşmalarını geri çeviriyor.

İsrail, 1948’de devlet olmasından bu yana başta Filistin halkına ve Orta Doğu’ya ne bir kalıcı barış ne de huzur vermediği dünya kamuoyu tarafından bilinmektedir. 1967 den bu yana da kazandıklarını hiç kaybetmeden giderek daha güçlenmektedir. “Nil’den Fırat’a” kadar ideali olan toprak parçalarını elde edinceye kadar bölgede zulme dayalı bir hareketlilik sürecek olarak gözükmektedir.

Burada en çok dikkat edilecek husus; bir savaşın, Samuel Hungtington belirttiği gibi “Medeniyetler arasında” değil. Bizzat Henry Kissinger’in söz konusu ettiği ” Medeniyetler içi bir savaş olacak” şeklinde bir açıklama yapmasıdır.

Bu bakımdan; önemli olan bir tek gerçek vardır.
O da Orta doğu da yaşayan Müslümanların yıllardır bulundukları toprakları neden kaybettiklerini çok iyi düşünmeleridir. Medeniyet içi çatışmaların bir an önce sona erdirme çabasında bulunmalarıdır.
Medeniyet içi çatışmalar durdurulmazsa Müslümanlar çok kan kaybedecek ve daha çok zulme uğrayacak ve daha çok toprak kaybedecektir. Böylelikle İsrail devletinin ekmeğine yağ sürülecektir.

Son altmış üç yılda kazanan hep İsrail oldu.
Kaybeden ise ne yazık ki Müslümanlar oldu.
Neden ve niçin oldu?
Bu sorular üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir.

Dini temelli bir dayanışmayı en çok vaaz eden İslam dini olmasına karşın nasıl oluyor da Medeniyet içi dayanışma, yerini hizipleşmelere bırakıyor ve Müslümanlar arasında hizipleşmeler kardeşin kardeşle çatıştırılması suretiyle istenilmeyen ölümlere sebebiyet veriliyor bunu anlamak gerçekten zor.

FİTNE, AYRILIĞA DÜŞMEKLE BAŞLAR

“Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiç bir şeyde onlardan değilsin. Onların işi ancak Allah'adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.” 6/159
“ Ama insanlar aralarındaki bu birliği param parça ettiler. Fakat sonunda yine Bize dönecekler.” 21/93
“Dine ait hükümlerden, Nuh'a tavsiye ettiğini ve sana vahyettiklerimizi ve İbrahim'e, Musa ve İsa'ya tavsiye ettiklerimizi, size de gidilecek yol olarak bildirdi, açıkladı; dine yapışın ve o hususta hiçbir ayrılığa düşmeyin. Onları, inanmaya çağırdığın şey, müşriklere pek büyük, pek ağır gelmede; Allah, dilediğini kendisine seçer ve kim, ona dönerse doğru yolu gösterir ona.” 42/13

Burada sadece üç ayet zikretmeyi yeterli bulduk. Birlik ve bütünlüğü salık veren parçalanmayı doğru bulmayan vahyin bize bildirdiklerine rağmen. Hizipleşmeler hala sürüyor.

En büyük fitne neden hep Müslüman topluluklar ve toplumları üzerinde yaşatılıyor?

İslam toplumlarının “Müminler ancak kardeştir” ilkesini her zamandan daha çok hassasiyet içinde okumaları daha fazla duyarlılıkta bulunmaları ve bütünleşmeyi bir bilinç haline getirip çok düşünmeleri gerekmektedir.
Asırlardan beri sürgit devam eden yenilgiler hizipleştirilmekten kaynaklandığı bilindiğine göre bu duruma Müslümanların artık bir son noktayı kesin koymalıdır.
Hizipleşme, parçalanmayı ve ayrışmayı
Dayanışma ise toparlanmayı ve bütünleşmeyi sağladığı gerçeğini Müslümanların artık içselleştirmeleri gerekli şartları olmalı/olmuştur.


KÜRESEL FAŞİZMİN EMELLERİ ORTA DOĞU’DA MÜSLÜMANLARIN DURUMU

Küresel faşizmin kurucu önderleri olan Siyonistler dünyanın en zayıf fakat en zengin toprak parçalarında akla hayale gelmeyen konularda ekonomik ve siyasi çıkar peşinde koşarken diğer yandan da kendileri gibi SİYONİST olan İsrail devletine de siyasi emelleri bağlamında çok yönlü katılımcı desteklerini verebilmektedirler.
İsrail gibi etnik temelli bir devletin başında bulunan ulusalcı ideolojik zihinlerde sürekli bir düşman üretme düşüncesi var.
Bu Siyonist devlet zihniyeti, bir düşman üretmeden yaşayamaz.

Salt zulme dayanan psikolojik bir vehim içindeler bu kolonyal siyasi anlayışlar.

Küresel güçlerin ideolojileri ise kognitif anlamda
Kolonyal emperyalist değişmezlik ivmesi ekseninde bulunduğu için bunu normal saymak gerekir.
Birinde yerellik, diğerinde küresellik bağlamında kendilerini koruma refleksli apolojiler bulunuyor.
Birinin ulus sınır çizgisi üzerinde korunma ya da yayılma, varlık sebebinin olması/bulunması
Diğerinin
Hegomonik bağlamda apolojik anlamda karşıtlık reflekslerinin bir güç ekseninde oturmuş olmalarıdır.
Her iki anlayış için

Bu iki zihin dünyasının ontolojik olarak var olma nedeni
Psikolojik " KORKULAR" ve buna bağlı acaba KAYBEDER MİYİM?
Sanrıları mevcut.

Geriye ne kaldı?
Umaca/öcü haline dönüştürülen ve canavar olarak ilan edilen
Şiddet üzerinden yargılanan
Ve
Bu yargı üzerine ötekileştirilen İSLAM kalıyor.

Aslında korktukları bu
İSLAM,
Bir zihniyet olarak
Yeryüzünün İNSANLIK BARIŞINI ve HAKİKATE BAĞLI ADALETİ SUNACAK BİR ÖZGÜRLÜKTÜR.
Adalet üzerinde EŞİT olanların arasında bir EŞİTLİK hukukunu, insanca sunacak kapasitedir.
Her şeye ve küresellik hesaplarına rağmen bu özgürlük yürüyüşü de bir yanda devam etmektedir.
Bu özgürlüğün misyonerleri olan Müslümanlar her ne kadar niteliksel bir duruş içinde değilseler bile.
Bu özgürlüğün asıl sahibi olan aşkın gücün de bir hesabının olduğunu
Sakın unutmasın müstekbir zalimler.

AŞKIN ÖZGÜRLÜĞÜN SOLUKSUZ YOLCULUĞU İYİLİKLERLE BİR GÜN HİTAMA ERECEK

Asıldan ve özden kopuk uzaklıklarda seyri- ü seferde olan nitel aşkın özgür yolculuk
Asıl ilkelerinden taviz vererek ritüel hale dönüşmüşse
Ya gaflet içindedir ya da gafillikle karşı karşıya getirilmiştir.
Aslında
Dönüştürülen bu aşkın özgürlük
Bir yaşam biçimini
Adalet üzerinden temellendirilmiş Hak ve Hakikat üzerinde
ESENLİK taşıyan bir BARIŞ YURDUDUR.
Misyonu ve vizyonu olan yegâne aşkın bir inanç olan İSLAMIN
Terör ve şiddet üzerinden hoyratça TERÖRİST damgası ile damgalandığına dair
Batı dünyasının namuslu aydınlarından
Bir tanık olan Jean Baudrillard’dan bir vicdan tokatı atılmıştır

“Terörist İslam” dışlayıcı söyleminin aksine
Bir de
Batılı düşünür Jean Baudrillard'ın kapsayıcı aklıselimle söylediğine kulak verilmeli.
İnsanlığın içinde sürüklendiği varoluşsal krizi en uygun tasvir eden bir sosyal teorisyen olarak.
Özgün söylemiyle
İslam için şunu söyler.
"İnsanlığın önündeki tek seçeneği yok ediyoruz"
Şeklindeki sözünü bu şekilde ifade etmesi
İslam, karşıtlarının
İslam'ı terörle özdeşleştirip" Şeytanlaştırılması" ve hedef tahtasına konulması
İnsanlığın geleceği açısından, yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini söyleyen kavrayışı da
Vicdan sahibi bu düşünür tarafından dillendirilmesi hiç de yabana atılacak bir uyarı değildir.

İslam toplumlarının ise burada sözü edilen kendine yapılan zulümler karşısında
Temel sorunu; kendini yönetenlerin temsil kabiliyetinin olmamasıdır.
Buna bağlı olarak zihnen çok parçalı bir yapıda bulunmalarıdır.
Kendi içlerinde fitne fücurun hiç bitmemesidir.
Mezhep ve meşrep ayrışımlarının tuzağına düşmüş olmalarıdır.

Bugün için bu mevcut İslam toplumlarının
Kendi muhteşem misyon ve vizyonunu temsil ettiği varsayımında bulunmak
Bir ham hayalden başka hiç bir şey değildir.
Liyakat ve ehliyetini yitirmiş bir topluluğun kendi yerellikleri içinde kendilerine bir hayrı yokken
NE EVRENSELLİĞİN HAKİKATİNİ anlayabilecek
Ne bir zihinsel kapasite
Ne de varoluşsallıklarını koruyabilecek bir düşünce ne de eylemsel performansı
Ve izanları dahi yok demektir.

Saltanat geleneğinin öldürücü virüsü olan
Rehavet, tembellik ve ataleti kırılmadığı sürece
Sadece ecdatlarının yaptıklarıyla övünen ve bu üstünlüklerini kavmiyetçilik üzerinden yaptıkları sürece
Kendilerinin ne yaptıklarını gözden geçirmeyip doğru karar veremedikleri sürece

Kendi kendisine bir hayrı olmayan bu insan toplulukları ya da toplumları
Özellikle Orta doğuda
Haliyle taşlanmaya, dövülmeye, öldürülmeye ve her çeşit hakarete maruz kalacaklar.
Manipülasyon tuzaklarla sürgit birbirlerine düşüp
Birbirlerine kırdırılacakları gibi
Bulundukları coğrafyaları kendi içlerindeki fitne yüzünden daha da parçalattıracaklar.
Neticede bu parçalanmışlıklar ve bölünmeler içinde
Ülkelerini kendi elleriyle zalimlere teslim edecekler.
Nitekim
Afganistan, Irak, Libya v.d Ülkeleri emperyalistlerin ellerine direkt ve dolaylı teslim ettikleri gibi

SONUÇ

Tertemiz AKİDESİ olan bir hakikat inancına
Dosdoğru bir teslimiyetle iman edilmediği takdirde
AKİDESİNE dürüstçe teslim olup yaşamayan bu insan toplulukları
Mezalimlerin karşısında "Kedinin fareyi kovalarcasına" daha çok kahrolacaklar.

Özellikle bir Müslüman insan topluluğu mezhep, etnik ve meşrebi nedenlerle oyunlara gelip
Özellikle kendi içinde fitne oluşturup birbirilerini asırlardır insafsızca öldürmeleri ne zaman bitecektir?
Yüzlerini hakikate çevirip ne zaman doğru dürüst teslim olacaklar
Öncelikle birbirlerini ne zaman sevmeye vakit bulacaklar.
O zaman ne zaman gelecek.
Yok, olunca mı?

Doğru dürüst BİR TESLİMİYET
Dosdoğru DÜRÜST BİR İMAN
İLE
FURKANLAŞMA NİYETİ ile sahihçe yaşama var olduğu zaman
Bir gün aşkınlık içeren bu bütünlük
ESASLI BİÇİMDE SOSYAL PRATİKLERLEYAŞANACAK OLDUĞUNDA

Ben Müslüman’ım diyen bu insanlar
Bir ayırım yapmadan
Önce kendi kardeşlerini SEVMEYİ ÖĞRENİP
Sonra da bütün
İnsanları da sevip onlarla en doğal şekilde buluşacaklardır.

HALA DAHA BİR ÜMİT VE UMUT VAR
Her Müslümanım diyen hanenin kapısında bu umut beklemektedir.

Ne zaman kendi hallerini koruyup bir bütün olacaklar
İşte o zaman
Kendileri için yaptıkları iyilikleri
Başkalarına da yaptıklarında
Onları, başkası saymadan
Allah'ın bir kulu olarak iyilik yapacaklar ve kendilerini de sevdirecekler.
Hatta
Hayranlık derecesinde kendilerine duyulan bu yakınlıklara sempati duyulacak.
Ne zaman dünya insanlığı,
Herhangi bir Müslümanı, sevip onu imrenecek halde görecekler,
İşte o zaman,
DÜNYA BARIŞINI,
HİÇ DÜŞÜNMEDEN BEKLEYEBİLİRİZ.

ÜLKEMİZDE VE ÖZELLİKLE ORTA DOĞUDA

AKİDEVİ MİSYON ÖNDERLERİNDE İLİM YOKSA
ARALARINDA BİR BÜTÜNLÜK YOKSA
ARALARINDA BİR BARIŞ YOKSA
YAŞAMADIKLARI, YAŞAYAMADIKLARI
VE
YAŞATAMADIKLARI AKİDELERİNDEKİ VAR OLAN
TEMSİLİ VİZYON DA YOKSA
O ZAMAN, KAÇINILMAZ AKIBETİ Mİ BEKLEMEK GEREK?

Burada zikrettiğimiz düsturlar yerine getirilmediği takdirde
Hiç hayrı olmayan bir akıbeti beklemek ise kaçınılmaz bir son olacak.

Ama bir de üzerlerine düşen Aklı Selim ve Hissi Selim ile yapılacaklar, yerine getirdiklerinde
Kendileriyle birlikte savaşın yerini barış alacaktır.

Emperyalistlerin esas korkusu "Ben müslümanım diyen dağınık topluluklar/toplumlar" değil.
İslam'ın kendi misyon ve vizyonudur.
Bu acı gerçek unutulmadan Müslümanlar birlik ve bütünlüğe yüzünü sahihçe bir döndürsünler.

Bu sahih ve aşkın misyon ve vizyon temsilcilerini bekliyor
Ta ki o, temsilciler gelinceye değin...

Kaçınılması ve katlanılması zor olan durum
Orta doğudaki Müslümanların
Başlarındaki piyon diktatörler yüzünden
Küresel faşistlerin bölgedeki çıkar hesapları yüzünden
En tehlikelisi de Mezhep ve etnik farklılıklar yüzünden
İç çatışmacı ısrar sürerse
Başta Afganistan, Irak, Suriye ve İran toprakları üzerinde
Ve tüm Orta doğuda

İstemediğimiz
Bu savaş devam edecek.
Barış bekleyecek
Gibi gözükmektedir.
Ta ki
Mezkûr yerel coğrafi bölgelerde yaşayan
Müslüman toplulukların
Kendilerine bağlı İÇ HİZİPLEŞME FİTNE ATEŞİNİ söndürme karar çıkıncaya değin
Bölgesel BARIŞ da bekleyecek
İç barışa bağlı sükûnet ve huzur da bekleyecektir.
SON SÖZ
Barış ve sükûnet; HİÇ ŞÜPHESİZ.
İç dinamik dengelerin ayarının sağlanmasına bağlıdır.

Vesselam.

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2188
Dün2500
Tüm Zamanlar4217643
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 83 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?