Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon MAZLUM

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

“BAŞKASINI KISKANANDAN DAHA MAZLUM GÖRÜNEN BİR ZÂLİM DÜŞÜNEMİYORUM”
(Ömer b. Abdülaziz)


         İnsanoğlu yaratılalıdan beri hemcinslerini tanıma gayretindedir. İnsanı tanıma çabası ile tespit edilen kuralları sıralamaya kalksak, sayamayız. Ancak merhameti sonsuz olan Rabbimiz, rüşte ermemiz yani iyi ile kötüyü ayırt edebilmemiz için son elçi Muhammed (a.s.)’a vahyettiği Kur’an da, insanın genel karakterlerini açıkça göstermiştir.


         Allah’ın bildirdiği üzere insan fıtraten; zâlim, nankör, sevinç delisi, ümitsiz, cimri, bencil, güçsüz, aceleci, hırslı, sabırsız, tahammülsüz, şehvet-perest olarak yaratılmıştır. İnsanın bu olumsuz niteliklerden kurtulması, Kur’an daki ilâhi ilkeleri öğrenmesine bağlıdır. Bu nedenle Allah toplumlara müdahale ederek iyiyi doğruyu öğretecek kitap indirir, öğretmen gönderir.

         Dinleme, anlama ve kavrama yeteneklerimizi devre dışı bıraktıran önyargılarımızdan kurtulduğumuzda, Kur’an da belirtilen toplumbilim kanunlarının doğruluğunu ikrar edebiliriz.


         Toplumların uyguladıkları kanunları düzenleyen bilim adamları, insanların uyması gereken kuralları ve aksi davranış halinde cezayı gerektiren eylemlerini düşünerek çalışma yaparlar. Ne kadar teferruata girseler bile insanoğlunun eylemlerini tam olarak önceden tespit edemezler. Onun için kanunlar hazırlanırken ana hatları ile tarif yapılır. Bir ihtilâf ortaya çıktığında uyuşmazlığı çözecek olan hâkim; önündeki yazılı kanunu, belirlenen usul kuralları gereği yorumlayarak somut olaya uygular. Buna rağmen kanunlarda yine de boşluk kalmakta ve bu boşluklardan yararlanma durumuna giren birçok açıkgöz türemektedir.


         Rabbimizin tanıttığı insan tiplerinden “nankör” konusunu biraz açalım: Nankör insan: Cimridir, elindeki nimetleri katiyen başkaları ile paylaşmaz, başına geçici bir sıkıntı gelecek olsa Dünyanın en dertlisi sanki o imiş gibi devamlı surette etrafındakilere sayar döker. Bu suretle Rabbinin verdiği nimetleri unutup, saygısızlığı huy edinirler. Kendilerinin dışındaki insanların dertlerini paylaşmak bir yana, yaptıkları zalimlikleri gizleyebilmek ve yapacakları zulümlerine kılıf hazırlamak için devamlı surette kendilerinin mağdur olduklarını etrafındaki insanlara anlatır dururlar. Hatta sahte göz yaşları dökerek, insanları kandırırlar. Bunlara inanan iyi niyetli insanların acıma duygularını sömürürler.Bilmezler ki kendilerini kandırmaktadırlar.


         Çevresindeki insanları küçük gören ve onları kendi emrinde görmek isteyen kibirli insanlar, başkalarının sahip oldukları her türlü olumlu durum karşısında o insanlara kıskançlık duyarlar. Bazı kimseler, hiçbir dertleri, eksiklikleri olmamasına rağmen, aşırı mal sevgisi, önderlik tutkusu, tekâsür (mal biriktirme) hastalığı gibi sebeplerle Allah’ın nimetler verdiği, iyi huylarla donattığı başka kimselerden söz edildiğinde bundan rahatsız olur, haset (kıskançlık) ateşiyle yanarlar. İsterler ki Dünya’nın tüm nimetleri sadece kendilerinin olsun. Bu eylemleri ile adil olan Rabbimizin paylaştırmasına adeta itiraz ederek şirke girerler.
Buna karşılık birisinin içinde bulunduğu zorluk ve çektiği sıkıntılardan söz edildiğinde de sinsice sevinç duyarlar. Böyle kimseler, başkalarının kötü durumda olmalarından hoşlanırlar. Kendilerini Dünya’nın en iyi nimetlerine lâyık görürler. Allah’ın lütuflarına karşılık cimrilik gösterirler. Yakınlarındaki bir yetimi topluma kazandırmak için hiç bir gayret göstermezler.


         Kıskançlık, dışa vurulmadığı sürece kişinin kendisinden başkasına zararı olmaz. Haset eden kimsenin içinde sürekli bir ateş yanar. Bu ateş onu yakar, yavaş yavaş eritir. Çünkü birisinin nimetinin artması, hasetçinin hasedini, dolayısıyla rahatsızlık ve sıkıntısını çoğaltır. Hasetçinin göğsü daralır, uykusu kaçar. Amansız bir hastalığa düşer. Bu ise ancak kişinin düşmanlarının isteyebileceği bir durumdur. Haset edilenin perişanlığı istenirken, aslında hasetçi perişan olur. Buna karşılık haset edilen kimsenin durumunda bir bozulma, bir kötüleşme olmaz.


         Haset bir duygu olduğundan dışa vurulmadan bilinme imkânı yoktur. Kulun buna bir çare araması söz konusu olamaz. Gücü aşan bu tip konularda, akıllardan geçenleri bilen Allah’a sığınıp, gereğini O’na havale etmekten başka yapacak bir şey yoktur.


          Rabbimizden bu tür kötü huyları olan kimselerden hepimizi koruması için içtenlikle dua edelim. “Kıskandığı zaman kıskananın şerrinden Rabbime sığınırım.” (Felak 5)

         
          Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1464
Dün2981
Tüm Zamanlar4129580
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 57 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1919
İçerik : 1492
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?