• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama
Hata
  • JUser::_load: Unable to load user with id: 6898

PostHeaderIcon HALKLAR VE ÇOCUKLUK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Daha önce de vurgulandı. Halkların ortalaması, kendilerini yöneten sistemi, kuantum fiziği kadar algılayabiliyor. Doğa, halkların büyük bölümünün ‘sürü’ olarak yaşamını sürdürmesini öngörmüş çünkü. Bu yüzden açıkgöz yönetici takımı, birkaç hokkabazlıkla sürünün başını dilediği yöne çeviriveriyor. Bu sabah bir TRT haberi bana bunları düşündürttü. Konu şöyle: Bir Cezayir kökenli perakendeci katil, Paris’te birkaç Yahudi çocuğu ve başkalarını öldürdükten sonra kendisini bir apartman dairesinde ‘muhasara’ altına aldırtıyor. Olay üzerine Sarkozy’nin anketlerdeki oy yüzdesi ‘yabancı düşmanlığına gaz verilmesi nedeniyle’ derhal yükseliyor. Daha önce, bir başka rakibin karizması da, mafya’ca, otel odası sarkıntılığı numarası ile çizilmişti, malum.( Benim kişisel kanım, bu tür insan beyni mıncıklama planlarında Yahudilerin faşist elitlerinin çok yetkin olabildikleri biçiminde).

Diyelim, on yaşındaki bir çocuk kafası ile devinen ortalama halkın başına iyi bir baba gelirse, işler tıkırında gider. Bizim dilimizde de güvenilir yöneticiler için ‘ne baba adam’ denmez mi… Tanrı da Allah baba’dır. Başında onu gözetecek doğru dürüst bir babası bulunmayan halklar, Bismarck’ın emir almamış Alman teğmeni gibi, yaşamsal da olsa olumsuzluklara tepki veremez, donar kalırlar.

Örnek sunulursa, Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü şöyle diyor: ‘Antibiyotik direnci, ABD, Avrupa ve dünyanın öteki bölgelerinde hızla artıyor… Antibiyotiklere karşı dirençli mikroplara maruz kalan kişilerde ölüm oranı yüzde 50 artış gösterdi… Birçok yaygın ve hayati tehlike arz eden enfeksiyonların tedavisi giderek daha zor ve hatta imkansız duruma geliyor’. Hayvan yetiştiriciliğinde kullanılan antibiyotikler de etlerle insan bünyesine intikal ederek sorunun boyutunu artırıyor. Bazı dürüst uzmanlar ekranlarda, gazetelerde işin önemini belirtmeye çalışıyorlar ama önlemler ‘azami kar’ peşinde koşan iş adamlarının merhametine kalıyor sonuçta. Yine, bazı tıp mensupları, şekerli gıdaların ‘zehir’ derecesinde insan sağlığı için zararlı olduğunu vurgulayıp duruyorlar da acaba halkımız hamur tatlısı tüketimini düşürüyor mu…Haydi düşürsün de sigara kadar düşürsün.

Çocukların yönetiminde bir başka etkili araç da gruplandırma yoluyla yapay düşmanlıklar yaratmak. Ülkemizde de geniş uygulaması var bu yöntemin. Çocukların kafalarını masallarla doldurmak bir başka yöntem. Milleti uyutup malı götürmede başvurulan yöntemler saymakla bitmez. Bugünlerde Suriye’ye kafayı taktılar da Libya’daki, Irak’taki, Afrika’daki cinayetler geri plana itildi. Geçen gün bir televizyon programından Rus halkının komünistler, dazlaklar, çar’cılar, kapitalizm karşıtı olanlar, Rus milliyetçileri, öteki etnikçiler, kilise erbabı ve öteki dinciler, eğlence ve uyuşturucu müptelası gençler, aşırı zenginler ve aşırı yoksullar, vb. gruplara bölünmesinin başarıyla gerçekleştirildiğini öğrendik.

Konunun bir başka ilginç yanı, diplomalıların, olayları algılamada çok kez ortalama halktan da geriye düşmeleridir. Diyelim, bir okumuşumuz hukuk öğrenimi görmüş. Hukuk, yargı, adalet gibi kavramların gerçek konumu üniversitelerde pek öğretilmediği için Ezberlediği şeyler, algılama gücünü zayıflatabiliyor. Bu konuya daha önce değinildi ve İzmir’de kapsamlı bir siyasal analiz yapabilen iki kişiden birinin Doğu’da askerlik yapmış bir küçük esnaf ile ötekinin bir kargo kuryesi olarak karşımıza çıktığından bahsedildi. İkisinin de ancak ilkokul diplomaları var.

Çin’de Mao ve ekibi bir devrim gerçekleştirmemiş olsalardı, köylüleri sakin tutmak açısından en azından ‘üç beş çocuk yapın’ deneceği için, nüfus, şimdikinden 400 – 500 milyon daha fazla ve ülke de dilenciler liginde başı çekiyor olacaktı. Bizimki gibi bir ülkede epey bir süre iktidarda kalabilmesi dolayısıyla ‘iktidar’ konusunu iyi bildiğini gösteren Mustafa Kemal, ülkenin geleceğini niçin gençlere emanet ediyor, bir düşünelim bir zahmet.

Son Güncelleme (Cumartesi, 12 Kasım 2016 21:30)

 

Degerli Yazarimiz Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 18 Şubat 2018.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün837
Dün1856
Tüm Zamanlar4407409
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 34 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2918
İçerik : 1504
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?