• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon CENNET’E KOLAYCA GİRİVERECEĞİNİZİ Mİ SANIYORSUNUZ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Rabbimizin tüm insanların karanlıklardan aydınlığa çıkabilmeleri için son nebî Muhammed A.S.’a vahyettiği ve şimdiye kadar kimsenin bir benzerini meydana getiremediği Kur’ana gerçekten inanıyorsak, aklederek okumalı, bize sunulan mesajları doğru anlamalıyız. Kur’an yorumu adı altında özellikle israiliyat kültürü etkisi ile inancımızı bulandırmaya yönelik her türlü hurâfeden kendimizi arındırmamız gerekmektedir.
Allah'a kayıtsız şartsız teslim olma ve geçici şeylerden uzak durma konularında önemli bilgi ve ilkeler içeren Kehf suresinin bünyesindeki “Musa ile bilgin kul" kıssası, bizler için ibret dolu bir örnek teşkil etmektedir. Bu kıssa, İsrailiyat kültürü altında âdeta rivayet bombardımanına tutulmuş ve bu konuda binlerce hikâye, menkıbe yazılmıştır. İşin kötü tarafı, bu rivayet bombardımanı sonucunda Kur’andan onay almayan ve İslâm ilkeleri ile kesinlikle bağdaşmayan, Hızır masalı, mutlaka inanılması gerekir gibi Müslümanlara kabul ettirilmiştir.
Bu uydurmaların türediği esas kaynak bu âyetler değil, bu âyetler hakkındaki Ubeyy b. Ka'b rivayetleridir. Yahudi kökenli Ubeyy b. Ka'b sayesinde; Hızır adında bir süpermenimiz olmuştur. Herkesin duyduğu, çoğumuzun da inandığı bu Hızır, ölümsüzdür, insanların en sıkıntılı anlarında yardım eder. Fazla teferruata girmeden sadece şu iki husus Kur’ana açıkça aykırıdır. Rabbimizin bildirdiği gerçek, herkesin kesinlikle ecelinde öleceği yolundadır. “Her nefis ölümü tadıcıdır.” (Ankebut 57) Hem bunu kabul edeceksiniz, hem de Hızır isimli şahsın ölümsüz olduğuna her devirde görüldüğüne inanacaksınız. Aklı olan böyle bir şey düşünemez.
Hem günde beş vakit namazınızın her rekâtında okuduğunuz Fatiha sûresinde “Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dilerim” diyeceksiniz, hem de Hızır’dan sıkıntılı bir anınızda yararlanma kurnazlığını elinizde bir koz olarak bekleteceksiniz. Böylece de Allah’ı kandıracaksınız, öyle mi? Bunlar şeytan ve şeytanlaşmış insanların tertemiz dinimizi bozmak için uydurdukları masallardır.
Rabbimiz mahşerde bize Hızır’a inanıp inanmadığımızı sormayacak. Yaşadığımız zaman diliminde ne gibi bir iyileştirmede bulunup bulunmadığımızı sorgulayacak. Örnek vermek gerekirse toplum içindeki bakıma muhtaç herhangi bir yetîmin başını okşayıp, onu okutup topluma kazandırıp kazandırmadığımızı, onun bir meslek sahibi olması için çaba gösterip göstermediğimizi sorgulayacaktır.
“Yoksa Allah, içinizden çaba harcayanları bildirmeden ve sabredenleri de bildirmeden Cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Âl-i İmran 142)

İtiraf ederim ki, ben de uzun bir süre Hızır masalına kendimi inandırmak için zorladım. Özellikle Kehf suresinde anlatılan Musa A.S. ile Hızır olarak bize kabul ettirilen ikilinin birlikte yaptıkları yolculuk esnasında kasabanın birinde “öldürülen çocuk” olayının doğru olduğuna inanmak için kendimi çok zorladım. Çünkü okuduğum bütün meal ve tefsirlerin hepsi de aynı biçimde olayı açıklıyordu. Düşünüyordum da kendi kendime soruyordum. Bu öldürülen çocuk Dünya’nın en kötü insanı bile olacak olsa, Rabbim tüm insanlara lütfettiği tevbe hakkından bu çocuğu nasıl mahrum eder diye? Ama Kur’an böyle diyorsa doğrudur deyip, kendimi inandırmaya zorluyordum. Bu konuyu tanıştığım ilmî seviyeleri olan kaç kişiye sordumsa da kalbimi tatmin eden bir cevap alamadım. Ta ki Hakkı Yılmaz beyin 11 ciltlik “Tebyînü’l-Kur’an” isimli eseri ile tanışıncaya kadar. Bakınız özet olarak aşağıya alınan alıntıdaki anlatıma:
{Yine gittiler nihayet bir delikanlıya rast geldiler; tuttu onu öldürüverdi. Musa: "Bir can karşılığı olmaksızın masum bir cana mı kıydın? Doğrusu çok kötü bir şey yaptın!" dedi.

Ayette geçen Gulam" sözcüğünün orijinal anlamı, "Cinsel ilişkiye alabildiğine düşkün ve arzulu olan" demektir. Bu özellik, çocukluk yaşından çıkmış kimselerde olur. Bu da delikanlılık çağıdır. Gulam/ delikanlı sözcüğü, şeyh/ ihtiyar sözcüğünün zıt anlamlısı olarak kullanılır.
Âyetteki "Bir can karşılığı olmaksızın masum bir cana mı kıydın?" ifadesinden, "gulam"ın erişkin birisi olduğunu anlıyoruz. Zira çocuk yaşta birisi başkasını öldürürse ona kısas yapılmaz. Buradaki olay kısasa uygun görüldüğüne göre "gulam", çocuk değil erişkin bir delikanlıdır.
Delikanlının öldürülmesine de Musa'dan başka karşı çıkan olmamıştır. Demek ki, "bilgin kul"un delikanlıyı niçin öldürdüğünü o beldenin insanları, öldürülen delikanlının yakınları; ana-babası herkes bilmektedir. Aksi halde bir yabancının gelip de, memleketlerinde kendilerinden bir delikanlıyı öldürüp elini kolunu sallayarak çekip gitmesine kimse kayıtsız kalmazdı. Öldürme gerekçesi ise aşağıda 80 ve 81. ayetlerde açıklanmıştır. Delikanlıya gelince, anne-babası mümin kimselerdi. Onun, o ikisin azdırmasından ve inkâra sürüklemesinden korktuk. İstedik ki, Rableri onun yerine kendilerine temizlikçe daha hayırlı ve merhamet bakımından daha yakınını versin.
Ayetlerden anlaşıldığına göre delikanlıyı öldürme olayı resmî otoritenin; toplum olarak yasalara göre verdikleri bir karar gereği olmuştur. "Bilgin kul" bu kararın infaz memurudur; tabiri caizse cellâttır. Onun için olayı açıklarken " korktuk" ve " istedik ki" diye kamuyu içeren, çoğul bir ifade kullanmıştır. Eğer delikanlının öldürülmesi o delikanlının yaşadığı kentte yasal bir icraat olmasaydı, hem delikanlının yakınlarının hem de şehir halkının (kamu otoritesi) "bilgin kul"a gerekli tepkiyi göstermeleri ve onu cezalandırma yönüne gitmeleri gerekirdi.
Gelenekçiler, bu ayetlerdeki "korktuk" ve "istedik" fiillerinin öznelerini uyduramamışlardır. "Bilgin kul", "Hızır" veya "melek" yapılınca, korkanlar da Allah ile Hızır veya Allah ile melek olmaktadır. Buna rağmen bu sözcüklerin üzerinde durmamışlar olayın üstüne gidememişlerdir.
Bu olayların bilinmeyecek, yadırganacak, batın ilmi vs. gibi açıklanacak bir yanı yoktur. Normal şer'î bir icraattır. Musa "Bir can karşılığı olmaksızın masum bir cana mı kıydın?" diyerek sadece kısas ile insan öldürülebilineceğini ileri sürmüştür. Hâlbuki şer'an (yasal açıdan) insan, sadece, kısas için öldürülmez. Allah'a savaş açanlar da öldürülür:
Maide 33: “Allah ve elçisine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası ancak öldürülmek veya çarmıha gerilmek ya da el ve ayakları çapraz olarak kesilmek ya da yeryüzünden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Öteki dünyada da onlar için büyük bir ceza vardır.”
Burada 80. ayete dikkat edilirse; "Delikanlıya gelince, anne-babası mümin kimselerdi. Onun, o ikisini azdırmasından ve inkâra sürüklemesinden korktuk." denilmektedir. Bu ifadeden de delikanlının, mümin anne ve babasını dinden çıkarmak için çaba sarf ettiği (Allah ile savaştığı) anlaşılmaktadır. Yani bu durumda Maide suresinin 33. ayetine göre onun öldürülmesi meşru bir olaydır.}
İşte yıllarca kafamı allak bullak eden ve kendime eziyet edercesine inanmak için zorlandığım Rabbimizin mesajlarının doğru anlaşılabileceği gerçeği. Yeter ki önyargılarımızdan arınarak, Kur’anı anlamaya çalışalım, aklımızı birazcık çalıştıralım. Çünkü önyargılar, insanın dinleme, anlama ve kavrama yeteneklerini devre dışı bırakır.
Merhameti sonsuz olan Rabbimiz, tövbe edip, toplumda faydalı işler üretenleri, iyilik yapanları, toplumdaki yetimlere sahip çıkıp, onlara iş-güç-meslek edindirenleri bağışlayacağını vaat ediyor. Âhiret hayatına samimî olarak inanan kimselerin, “O gün”ün dehşetini düşünerek, söndürülmesi mümkün olmayan kalplerdeki, vicdanlardaki yangın ateşinden, elde fırsat varken korunmaları için Rabbimizin öğütlerine kulak vermeliyiz.

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

Son Güncelleme (Perşembe, 19 Nisan 2012 21:34)

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
+1 #1 NACİ CEPE 2012-04-20 10:15
Bir hukuk adamı olarak KEHF SÜRESİNDE anlatılan üç olaydan birini yani ALİM adamla MUSA A.S yolculuğunun bir bölümünü anlatmış olduğunuzdan sizi tebrik ederim.Konuyu DİNAMİK BİR HUKUK Analizi ile NET biçimde AYDINLATMA ile anlaşılır bir sadelik içinde açmışsınız.Kıssayı ayrıca KARMAŞADAN ya da EFSANEVİ İsrailiyat Rivayetlerden uzaklaştırıp KAMUNUN önüne net şekilde koymanızı da bir hizmet olarak görüyor kelamınıza sağlık diyor size de sevgi ve saygılarımı bildiriyorum.NACİ CEPE
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1097
Dün4918
Tüm Zamanlar3774213
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 190 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1309
İçerik : 1480
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?