Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon LİBERAL EKONOMİ VE AHLÂK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

27 Nisan 2012 tarihli Zaman Gazetesi’nde Prof. Atilla Yayla’nın “PİYASA EKONOMİSİ VE AHLAK” isimli bir makalesi yayınlandı. Yazarın kendisi ülkemizdeki Liberal Düşünce’nin önemli savunucularındandır. Bilindiği gibi Liberal Ekonomi anlayışını ünlü “ Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” sözü özetler. Bu ekonomik anlayıştakiler, her şeyin hiçbir müdahale olmadan serbest rekabetle, üretilip, alınıp satıldığı serbest pazar ekonomisini ve hiçbir müdahaleye gerek olmadan ekonominin dengesizlikleri, gizli bir el tarafından serbest piyasada dengeleneceğini savunmaktadır. Bir ölçüde tıpkı vahşi tabiattaki olduğu gibi zayıf olanın yok olup gitmesi, güçlü olanın ayakta kalmasını savunurlar. Bu anlayışı, vahşi Batı Kapitalizminin bir ölçüde vahşi yüzünün bazı makyajlarla güzelleştirilerek günümüze uyarlanmış hali diye tanımlayabiliriz. Zaten yazar da makalesinde piyasa ekonomisini “Kurulmaz, oluşur. Bir başka deyişle o, insanların yapmak istediği şeyi yapmasına, olmak istediği şeyi olmasına keyfi şekilde engel olunmaması hâlinde ortaya çıkan ekonomik yapılanma tarzıdır” diye tanımlar.

Ancak yazarımız bir konudan şikâyetçidir. “ Muazzam zenginlik yaratmasına rağmen, piyasa ekonomisi hak ettiği itibarı akademik ve politik çevrelerde bir türlü görememekte. Özellikle ahlak açısından eleştirilere maruz bırakılmakta. Kabaca ve doğrudan söylemek gerekirse, ahlakla bağdaşmadığı ve hatta ahlaksızlığı teşvik ettiği öne sürülmekte” diye dert yanmaktadır. Konu ile ilgili endişelerini gideren J.R. Clark ve D.R. Lee’nin “Markets and Morality” isimli bir eserle bu eleştirilere karşı makalesinde savunmasını yapmaktadır. Özetle bu eserde yazarlar ahlakı Ulvi (Magnanimous) Ahlâk, Dünyevi (mundane) Ahlâk diye ikiye ayırmakta ve birincisinin kişisel, diğerinin sözleşme ve normlara dayandığını iddia ederler. Yazarlar çoğu kimsenin, bireylerin şahsi çıkar arayışına dayanan bir sistemin ulvi ahlakla uzlaşmayacağına inandığını işaret ederler. Atilla Bey’de şu itirafı yapmaktadır “Daha pek çok yazar tarafından da paylaşıldığı üzere, piyasa ekonomisine hak ettiği itibarın teslim edilmesinin önündeki en büyük engel bu ve ortadan kaldırılmadığı sürece, maalesef insanlar mecburen piyasa ekonomik faaliyetlerine devam edecek olmasına rağmen, piyasa ekonomisinin entelektüel çevrelerde meşruiyet kazanmasına mani teşkil etmeyi sürdürecek”. Ve bir savunma geliştirir. Ulvi ahlakın tanıdık çevrede küçük ölçekli olup, geniş toplumun ihtiyaçlarına cevap veremediğini sonunda merkezi planlamacılığa, otoriteryenizme yol açtığını iddia eder. Dünyevi ahlakın ise daha geniş toplum kitlelerine yayılarak uygarlık ve zenginlik getirdiğini savunur.

Çözüm

Bize göre ise asıl sorun, piyasa ekonomisinin işleyişinde değildir. Bu ekonomi anlayışı Kapitalizm gibi insanlık tarihi boyunca “HAKKIN DEĞİL, GÜÇLÜNÜN ÜSTÜN OLMASI” anlayışı olarak hep vardı. Tabi ki piyasa büyük ölçüde arz ve talebin etkisinde kalarak oluşacaktır. Her şey insanların elinde değil,bazen mevsimler uygun gitmeyecek ürün kıt olacak ve fiyatlar yüksek olacaktır vs. Ayrıca kim ne derse desin ülkeler serbest ekonomiyle de, devletçi ekonomiyle de, karma ekonomiyle de zenginleşebilir. Yeter ki kurallar ve hedefler iyi uygulansın. Çin örneği ortada, Sovyetler fakir olduğundan batmadı. Sorun bir sistemin dayandığı insan anlayışındadır. Eğer siz ekonomiyi “İhtiyaçları sonsuz, kaynaklar ise sınırlıdır”, “Bırakınız keyfince üretip tüketsinler” temeli üzerine kurarsanız ve insanı tek hedefinin kâr elde etmek ve en büyük olması gerektiğini öğretirseniz ve bunların üzerinde hiç bir ahlak kuralı vermeden, toplum düzenini saf toplumsal kurallara bağlayıp, denge ve ilerlemeyi SALT REKABETE bağlarsanız, bu iş tam manasıyla egoizmin meşrulaştırılmasından başka bir şey olmaz. Eşitlik adı altında herkesin beraberce eşit şartlar altında yarıştığı bir yarışma yaparsanız bunu ancak güçlü olanlar kazanır. Bu ise en büyük kandırmaca ve en büyük eşitsizliktir. Bu güçlünün hâkimiyeti ele geçirmesini meşrulaştırmadır. Zaten her şey ortada. Geçen yüzyıllarda bu anlayış sonunda ortaya çıkan devletlerin, en büyük olma adına, kıt kaynakları ele geçirme mücadelesi sonucunda dünyayı kan gölüne çevirmediler mi?. Çözüm İnsana başta, “Ne ihtiyaçlarının sonsuz olduğu, ne de kaynakların kıt olmadığını” öğretmekten geçer. Kaynaklardaki asıl kıtlık, birilerinin doymak bilmez hırslarıyla kaynakların tek ellerde toplanmasıyla oluşmaktadır. Her şeyi ekonomiye indirgeyip, insani duyguları yok ederseniz ortaya böyle bir tablonun çıkması kaçınılmazdır. Zaten insanlık tarihindeki kavgaların ana sebebi de budur. Maddi gücü ele geçirip başkalarını düşünmeden keyfince hükmetmek ve lüks içinde yaşamak. İşte çağımızda çok övündüğümüz bilimsel ilerlemelerle kurulan batı medeniyeti bu egoist anlayışı meşrulaştırmıştır. Özgürlük, hürriyet sloganlarıyla keyfince üretip tüketmenin önü açılarak, sadece kendi geleceğini düşünen egoist insan tipinin ve bunu doğuran ekonomik yapının haklı olduğunu savunmak mümkün değildir. Atilla Bey ne kadar aksini savunursa savunsun bu anlayıştaki bir sistem insani değildir ve entelektüel çevrelerde meşruiyet kazanması mümkün değildir. Burada dengeleri sağlayacak insani anlayıştaki devlettir. Devlet müdahalesinin piyasaları dengelemesi açısından yapacağı katkılar son derece önemli ve faydalıdır. Piyasa daralır faizle, dövizle, sübvanse ile talep veya üretim arttırılır vs. Son ekonomik krizde liberalizmin merkezindeki ABD buna mecbur oldu. Öyle "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" mantığıyla bir yere varılmayacağı ortada. Gelir dağılımının dengelenmesi ve maddi kaynakların belirli ellerde toplanmasının önüne geçilmelidir. Tabi öncelikle bu insan hırslarının dizginlenmesine dayanan bir ahlak anlayışını gerektirir. İnsani olmak iddiasıyla ortaya çıkan bir medeniyetin asıl hedefi kâr elde etmek değil insanlığa hizmet etmek ve insanı yaşatmak olmalıdır. Ancak böyle bir hedefi olan sistemin ahlakiliğinden bahsedilebilir.

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1265
Dün1043
Tüm Zamanlar4262297
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 217 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2475
İçerik : 1500
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?