Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon KÜRESEL FAŞİZMİN DAYATMALARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 13
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

                       KÜRESEL FAŞİZMİN DAYATMALARI
                          İNSANLIĞA HUZUR VERMİYOR

      Bugün dünyamız büyük bir değişim sürecinin içinden geçiyor. Demografik dengeler bozuluyor. Yeni sınıfsal yapılanmalar ve yaşam paradigmaları oluşuyor. Mega kentleşmeler ile birlikte sosyal olgular da daha hızlı bir biçimde gelişiyor.

     Güç dengeleri kurmak üzerinde egemenlik hesapları yapılıyor. Sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel, sosyo-politik tasarımlarla güncellenmiş pratikler yaşatılıyor.

     Gücün merkezinde olanlar her saat kendi çıkarları lehinde değişim hesapları yapıyor. Bilgisayarın bir tuşuna basma ile elektronik panolarda alt üst edilen rakamlar, tüm dünya ülke ekonomilerinin geleceğini dibe ya da tavana vurduruyor.

     Ülkelerin umutları, borsa tabloları üzerinde şeytani kurmaca/düzmece oyunlar kurup böylece sessiz ekonomik darbeler yapılarak milletlerin gelecekleri soyuluyor. Bu tür konsepte belirlenen stratejik planlarla hassaslaştırılan dengeler yine bir ardışık düzenekteki komplo kurguyla daha farklı yöntemlerle bozuluyor.

     Uluslararası borsa tablolarındaki çıkış ve iniş grafikleri basitçe ifade edecek olursak; emperyal kartellerin isteklerine göre şekil alıyor.

     Süreklilik içinde süblüminal yöntemle güvensizliği dayatan psikolojik bilinç darbeleri, kognitif korkular verilerek telkinler yapılıyor. Kayıp mertebesine getirilen karamsar duygular çoğaltılıyor ve krizler patlak veriliyor.

     İnsanlığın huzurunu bozacak terör düzleminde düzmece eylemler tertiplenip kanlı ve vahşi olaylara neredeyse her gün her saat şahit olunuyor. Zulümlerin envai çeşidi yaşanıyor, yaşatılıyor.

    Şiddet, sokakta ve insanın yaşadığı her yerde hükmü ferman ediyor.

 

                               POSTMODERN SÜREÇTE GENÇ KUŞAKLAR

  

     Genç kuşaklar zihnen, bedenen, kültür emperyalizmiyle kirletiliyor. Gençliğin gelecek umutları ve hayalleriyle oynanarak çalınmaya çalışılıyor. Bu yüzden, genç kuşaklarda ufuksuzluk, ümitsizlik anbean panik depresif ataklara sebebiyet veriyor.

     Genç kuşaklara kendi değerlerinden uzaklaştırılmak için hazırlanan senaryolar içinde şartlandırılmış roller veriliyor. Gelecek düşünceleri ve ideallerine sahip olabilme fırsatı dahi verilmiyor. Genç kuşak beyinler yozlaştırılarak kurmaca plan ve programların oyuncu aktörleri olarak kullanılıyor.

     Genç beyinlerin üzerinde internet ortamında aşırı bağımlılıklar oluşturularak zihinler kabzediliyor. Adeta beyinlerine narko- internet programları formatlanmaya çalışılıyor.

     Genç kuşak beyinlerin üzerinde, bilinçlerini tutsak edebilecek kurmaca paket düşünceli programların potasında eritilerek gelecek planları da ipotek ediliyor.

     Gençliğin gelecek tasarımları, kendi düşüncelerinin üretimine katkı fırsatı dahi vermeden donduruluyor. Körü körüne itaat edilen planların bir figüranı haline getiriliyor.

     Dünyada yaşayan oldukça büyük nüfus potansiyeline sahip genç kuşaklar, tek elden yönetilebilmek için küresel siyasetlere endekslenerek, küresel post modern emperyalizmin ayakları altında çiğnenmeye çalışılıyor.

     Genç beyinlere düşünsel ve eylemsel anlamda adeta “Yerinde say” komutu verdiriliyor. Düşünmeyen ve düşünemeyenler, ağır etkilemeler altında bırakılarak aşağılık kompleksleri zerk ediliyor. Dünyada ve ülkemizde eğitim alanın planlanmasında bir ümit vaat etmeyen kısır çalışmalar, gençliğe ikballeri için umut vermeyecek yetersizlikte bulunması kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Dünyada ve ülkemizde okul artırımına gidilmesi neticesinde okul enflasyonun yaşanmasına sebep olunmuş bulunuyor. Bu okullardan sadece“Okumuş yazmış” diplomalı insanlar üretiliyor. Okul çok, öğrenci çok fakat bu öğrencilere mezun olduktan sonra doğru dürüst bir iş yok. Bu okullardan mezun olan genç insanlara bir istihdam sağlanamaması, genç insanların hayallerini bile dumura uğratıyor. Gelecek umutlarını çağın hastalığı stresin en karanlık koyusu olan anksiyete rahatsızlıklarının içine atıyor. Bugün gençlerin üzerinde gelecek endişesi ve ne olacağım korkusu bulunmaktadır.

     Özellikle genç nüfusun en yoğun olduğu ülkemizde ilköğretimden başlayan ebeveyn üzerine sinmiş geleceğe güven duymayan tedirginlik çocuklarına da sirayet etmiş bulunuyor.

     Eğitim sistemimizden öğretme müfredatının yetersizliğinden olan bir boşluk oluşuyor. Bu sefer “Gölge eğitim” kurumu olan dershaneler devreye giriyor. Ülkemizin en ücra köşesinde bile bu dershaneler bir takviye eğitim ve öğretim kurumu oluşturmuş bulunuyor.

     Bunca dershane örneği bizim ülkemizden başka gelişmiş ülkelerde bizdeki kadar çok bulunmamasının nedenleri araştırılması gerekir. Eğitimle ilgili düşünceler bu yazının mevzu değil. İçinde tedrisat yapan genç insan mevzu bahis olunca kısaca bir değini de bulunduk.

   Evet, genç insanlar; hayata, köleleştirilmiş, ezilmiş ve lümpen hale getirilmiş kimlik duygularıyla baktırılıyor. Kafaları boşaltılarak yozlaştırılan gençler sloganlaştırılmış ideolojik söylemlerle sokaklarda “Şirret” tipler haline getiriliyor.

     Dünyadaki tüm ülkelerde özellikle mağdur bırakılmış genç kuşaklara sosyal sınıf ya da ırksal ayrımcılık üzerinden “Böl ve parçala siyasetleriyle” özel düşmanlar üretilerek küresel emperyalizmin dayattığı amaçlı planlanmış programlar uygulanıyor.

     Nifak saçıcı içi boş sloganik söylemlerle infialler ve karışıklıklar oluşturulmaya çalışılıyor. Sosyal düzenlerin birlik, beraberlik tesanütü parçalanmak isteniyor.

     Toplumların yapı taşı olan sosyal katmanların birliktelikleri tahrip edilerek, karşılıklı hakaretlere maruz bırakılıp rencide ediliyor. Bu surette oluşturulan karşı konulmaz zıtlıklar ebedi düşmanlıklara terk ediliyor.

     Tıpkı kansere yakalanmış bir insanın vücuduna giren öldürücü mikrop, metastaz sıçramalarla vücudun azalarını tek tek iflas ettirip öldüren bir eylem içinde bulunduğu gibi.

   Toplumların uzuvları da şüphesiz kendi içinde barındırdığı değişik renk ve etnik unsurlarıdır. Bu etnik insan unsurlar; aynı coğrafyada aynı inançta farklı diller konuşan, farklı tensel renklerde yaşayan ve heterojen toplum anlayışıyla bir arada yaşamış oluşan insan topluluklarıdır. Bölgemizde asırlardan beri farklı etnisteden olan insanlarla bulunduğumuz bölgesel aynı coğrafyada birlikte kardeşçe yaşıyoruz. Ama aynı inançta söz konusu olan bu insanlar; zaman zaman maalesef mezhep, meşrep ayrılıklarıyla çatıştırıldıkları yetmiyormuş gibi bir de şimdilerde ırki çatışmalarla aynı inancı ve kültürü paylaştığımız öz kardeşimiz bildiğimiz bu insanlarla karşı karşıya bırakılmamız ne hazin bir durum.

     Malkomx’in dediği gibi” Irkçılık bir kanser hücresi gibidir” sosyal bünyelerin içine bir girdiğinde bütün uzuvlarını metastaz sıçramalar yaparak o toplumları parçalara bölerek neticede yok eder.

     Bu yüzden genç nüfus yoğunluğu olan Müslüman ülkelerde özellikle gençler üzerinde daha fazla ırkçılık ekseninde hesaplar planlanıyor ve pratikte bir savaş ortamı oluşturularak genç kuşak insanların üzerinden küresel faşizmin emelleri yavaş yavaş gerçekleştiriliyor.

   Özelikle Müslüman olan toplumlardaki genç insanlarımız bir hiç yüzünden ne kadar kolay harcandı ve harcanıyor. Bu bölgelerimizde gençleri kullanan küresel faşizmin baronları; dün ideoloji üzerinden yapılan fikri ayrılıklarla bugün ise ırki, mezhepçi bölücülükle gençlerin kanları üzerinden günlerini gün edebilecek refah içinde bir hayat sürdürebiliyorlar. Olan ise en fazla genç nüfusa oluyor.

            

                          İNSANLIK, KÜRESEL FAŞİST SİYASETLERİN KISKACI ALTINDA

  

     Küresel faşizmin ayak sesleri, geri kalmışlık içinde ayakta kalma mücadelesini sürdürmeye çalışan mazlumların yaşadığı coğrafyalarda daha fazla duyuluyor. Mazlum ve mağdur bırakılmış Afrika, Asya, Orta doğu ve Latin ülkelerindeki insan topluluklarının akan kanları dökülen gözyaşları nedense hiç dinmiyor. Bu mezalimlerin yaşanılmasına göz göre göre maalesef bütün dünya seyirci kalabiliyor.

 

     Küresel faşist emperyal güçler, yerel bağlantılarıyla kendi adları adına sürdürdükleri iktidar mücadelelerini hiçbir engel tanımadan gayrı meşru yollarla yapıyor. Şiddet üzerinden egemenlik kurma hesapları adeta büyük meydan okumalarına dönüştürülerek uygulanıyor.

     Hiç bir ahlaki duyarlılık ve kaygı gösterilmiyor. Kavga ekseninde, meşruiyet sınırları bile tanınmıyor. Tamamen yararcı ve makyevalist ilkeler baş tacı yapılarak mazlum ülkelerde bir savaş ortamı yaşatılıyor.

     Devlet içinde devlet olmaya yönelik bürokratik güçlerle, iktidar olmuş hükümetler arasındaki güç savaşları da bir başka alan. Halktan uzak bir avuç seçkinci azınlık toplum mühendisliğine soyunup arkasına aldığı çetelerle ya da paramiliter örgütlerle millet iradesine kafa tutabiliyor.

     Milletin demokratik yasal hakları demokratik çoğunluk esasına göre elde etmelerine rağmen kazanılmış bu haklar verdirilmek istenmiyor. Postmodern emperyalist güçlere hizmet edercesine diktatöryal duruşlar sergilenebiliyor. Adalet herkes için işletilmiyor.

     Biraz geçmişe dönecek olursak son kırk yılın, ülkemizde nasıl krizler üretildiğini en çok gençlik üzerinden nasıl oyunlar oynandığını müşahade edebiliriz.

     Kısaca bir bakalım;

     O günlerde(1968–1980 yılları) dinamik genç insanlarımıza sağ-sol karşıtlığı üzerinden ayrıştırmalar yaptırılarak anarşizimle kargaşa oluşturuluyor ve sosyal pratikte sonu gelmeyecek ya da getirilmeyecek idealler uğruna gençlik kamplara ayrılıyordu.

     Ülkemizin gençliği karşılıklı düşünceleriyle uygarca konuşarak anlaşacakları bir ortam yerine şiddete başvurduluyordu. Bir kısım gençlik kesimine yabancı ideolojilerin dayatılması sonucu yaşadıkları toprakların asırlık değerlerini çiğneterek milletin bütünlüğünü sarsacak birçok olay yaşatıldı.

     Ülkeye birçok zararlar verdirildi. Hem de en başta üniversitelerde öğrenci hareketleri sonra iş dünyamızın meskenlerinde işçileri kışkırtarak demokratik platformda bir mücadele adına yakan, yıkan şiddet üzerinden sonu gelmeyecek (gelmedi de)bir mücadele sürdülüyordu.

   Amaç, bir karışıklık oluşturmaktı. Böylece ülkenin sosyal tabanında ülkeyi sarsacak çok geniş toplumsal kutuplaşmalar oluşturuldu. Provokasyonlarla gençlik ve işçiler birbirine düşürüldü. Kardeş kardeşe vuruşturuldu. Birçok canlar yandı.

     Anarşizm ülkeyi bir baştan bir başa kuşatıyordu. Sonuçta yaptırılan pervasız kışkırtmalarla kanlar dökülüyor, zindanlar doluyor, gençler ölüyor ve darağaçları kuruluyordu. Şiddet en katı biçimde ülkeyi sarıyor ve yangın yerine döndürüyordu. Sokaklar çıkılmaz hale geliyor, otobüs duraklarında araç beklemek bile korku ve dehşette bırakıyordu çünkü silahla taranarak ölme paniği yaşatılıyor ve yaşanıyordu.

   Olaylar… Olaylar… Can, mal güvenliği neredeyse hiç kalmamıştı.

   Sonunda makûs bir sonla bir dönem ya da dönemler kapanıyordu. Ama en çok ülkemiz yara alıyor, ekonomik ve siyasi çöküşlerle yine ülkemiz güç kaybediyordu.

   Bu ülkenin çocukları kendi özünden koparılarak materyalist, ateist ideolojiler üzerinden yapılan düşmanlıklarla zehirleniyordu. Ateş çemberinin içine alınan gençlik çıkmaz sokaklarda bırakılıyordu. Bütün bu yaşananlar tıpkı bir sahne oyunu gibi toplumun gözleri önünde oynanıyordu.

   Kurgulanan bu olayları herkes her gün yazılı ve görsel basından ürküntüyle izliyordu. Olaylar karşısında halkın aklıselimle o zamanın şartlarına göre yaptığı değerlendirme tek cümle ile her şeyi özetliyordu.” Emperyalist dış güçler…” Tertipliyor kanaatiydi bu.

      

   1980 darbesi ile sıkıyönetimler ve silahlı güçle yapılan darbeler dönemi artık kapanmıştı. Bundan sonra 28 Şubat 1997 gibi psikolojik post modern darbeler ya da E- Darbe girişimleri bile bizzat elektronik ortamlarda yelken açılmaya çalışılıyordu. Çatışmalarla geçen uzun yıllar ve sonra yapılan darbeler ülkemizi her yönüyle zayıflattı. Barış ve kardeşlik duygularını sarstı ve toplumsal huzura zarar verdirildi.

   Bugün de değişik kurgusu olan oyunlar üzerinden aktörlerin sadece suretleri farklı aynı sahneler sergilenmiyor mu?      

 

               BİR SORUN BİTER BİTMEZ BAŞKA BİR SORUN BAŞLATILIYOR

 

     Ülkemiz, geçmişte olduğu gibi bugün de aynı inancı ve sosyal kültürü asırlarca bir arada yaşamış ve şu an da birlikte olduğumuz değişik heterojen sosyal etnik kökenden olan Müslüman kardeşlerimizle yine hep bir arada bulunuyoruz.

     Önce şu hususu iyice bir sorgulamamız gerek.

     Aynı ülkede homojen yapıda bir bütün olarak bulunmamıza rağmen bu sefer de ülkenin bu birlik ve bütünlüğünü bozacak ırk eğilimli bir çatışmanın içine otuz yılı aşkın bir süredir niçin düşürüldük ve bu sorunu nasıl çözeriz diye hiç düşündünüz mü?

     Niçin bir hiç uğruna otuz bini aşan genç insanımızı kaybettik? Niçin kana bulaşmış bir terör yüzünden milyarlarca doları toprağa gömerek milletimizin ve çocukların geleceği katledildi?

     Asırlardır hep bir arada birlikte yaşamış aynı inanç ikliminden olan”Millet-i İbrahim’in” çocuklarına ne oldu böyle? Karşılıklı barış içinde halledilecek sorunlar niçin ve neden şiddet temeli üzerinden sürdürülüyor? Başka insani ve medeni yol yok mu? Demokratik yollarla niçin sonuna kadar barış içinde bir arada müzakereler yapılmıyor? Sonuçta bu çatışmalar kimin işine yarayacak? Küresel faşizmin değil mi?

     Bu ülke, bağımsız ve özgür kalması için hiçbir zaman rahat bırakılmayacak mı?

     Toplumumuzun bütünlüğüne kast etmiş her biri toplumsal içerik taşıyan olaylar niye hiç bitmiyor? Biri bitiyor derken yedekte bekletilen bir başka sorun niye başlatılıyor?

     Bu ülkenin komşularıyla olan ilişkileri, niye saçma sapan sorunlar yüzünden meşgul ediliyor. Ülkemiz komşularımızla ilgili yapay sorunlar bir incir çekirdeğini doldurmayacak biçimde bitmemesi için niçin sürdürülüyor? Sorunlarımızın tedavisi niçin yapılmıyor ve üstelik hiç kapanmayan bir yara gibi niçin ve neden sürdülüyor?Anlamak mümkün değil.

     Kolonyal süreçte sömürgeci emperyalistlerin ellerine cetveli alarak kafalarına göre koskoca Ortadoğu haritasının sınırlarını çizerek niye böldüler? Ortadoğu Müslüman ülkelerini niye tek harita üzerinde toplamadılar bunun yerine bu bölgeyi paramparça ettiler.

     Nüfusu Müslüman olan bu bölgemizde birden fazla kaç tane adı Müslüman ülke oldu? Bunca bölünmeye rağmen niye bu bölgedeki Müslüman ülkeler sürekli fitnenin rahminde huzursuzluk içinde barındırılıyor?

     Bu bölgedeki ülkeler niye kendi aralarında devlet devlete sürekli bir sıcak savaş ortamında tutuluyor? Bu anlamsız savaşlar niçin bitirilmiyor? Ortadoğu 1948 den bu yana çok huzursuz. İsrail’in bu bölgede zorla bir devlet kurmasından bu yana altmış üç yıl geçmesine rağmen niye bu bölge halkı hala huzursuz.

     Bir İran-Irak savaşında adı sözde Müslüman olan iki devlet arasında bir milyonu aşan Müslüman insan niçin ve neden öldü? Bu insanlar birbirlerini ne adına öldürdü? Ölenler ne amaç adına öldüler? Keza Afganistan’da kardeş kardeşi niçin hala birbirlerini kırarak öldürüyor? Irak’da niçin hala Müslümanlar birbirini öldürüyor?

     İlahi vahiy” Bir Müslüman bir Müslüman kardeşini bilerek öldürüyorsa onlar ebediyen cehennemdedirler.” ayet-i kerimesini hiç mi duymadılar?

     Müslüman toplumlar maalesef içlerindeki mezhep ve etnik kökene dayalı fitne ve nifaklarını yenemedikleri sürece bu parçalanmalar ve bölünmeler içinde kavgalar ve savaşlar kaçınılmaz ve önlenilmez şekilde sürecektir.

     Niye bu ülkeler arasında hala vize var? Niye bu ülkelerin birçoğunda hala krallıklarla idare olunan kapalı rejimler var? Emperyalistlerin bu ülkeleri daha kolay idare etmesi için mi? Yoksa şimdilerde ”Arap baharı” adı altında başlatılan sözde “Demokratik evcilleştirme” projeleri ile mi yeniden şekillendiriliyor?

     Batının bizzat kendinin ORTADOĞU olarak ad verdiği bu coğrafya neden yeniden şekillendiriliyor? Hiç kuşkusuz şimdi de post modern yeni model sözde demokratik siyasetlerle daha fazla sömürmek ve daha fazla kendine köle kılmak için değil mi?

     Yeter! Artık.

     Sağduyu sahibi insanlarımıza sesleniyorum. Bu anlamsız kavga niçin sürdülüyor? Evet, duyduğunuz ve bildiğiniz gibi daha çok bölünmek için. Emperyalistlerin oyuncağı olup onların bu pis menhur oyununa getirilmek için değil mi?

     Bu oyunun; koca Osmanlıyı yutmuş bir karanlık gayya kuyusu olduğunu sakın unutmayalım? Zira bu oyunlar, çok eskimiş ve eskitilmiş bir böl parçala yut büyük fitnesinden başka bir şey değildir.

   Bu bölgede eylem yaptıran öncü unsurun Dünyadaki işlevini kaybetmiş Marksist bir ideoloji ile terör üzerinden siyaset yapmaları değil midir? Akidevi anlamda gaflet içinde bulunan kandırılmış gençlik ileride onayladıkları bu politik tavrın kendileri için ne kadar zor bir şey olduğunu yapılan eylemler bittiğinde ve birçok mağduruyyetler yaşandığında ancak bileceklerdir. Bizzat küresel faşizmin nasıl oyununa geldiklerini ancak kaybettiklerinde şimdiki yanlışlarını göreceklerdir. Ama maddi ve manevi verdikleri kayıplar nedeniyle çok geç kalmış olduklarını idrak edecekler. Tıpkı 1968–80 Arası sol-sağ çatışmasının sonunda Emperyalistlerin nasıl oyununa getirildiklerini öğrenip pişmanlık içinde oldukları gibi.

     Terörün en çok yaşandığı bölgemizde, terör üzerinden şiddete dayalı böl ve küçül siyaseti yapanların temsilcileri, bölge halkını kandırıp bir etnik bölücülük üzerinden istedikleri bir sonuca ulaşmaları mümkün görünmeyen bir netice olacak.

 

                    BİR BAŞKA EGEMEN SENARYO DA; SEKÜLERİZM İLE UYUTULMA VE UYUŞTURULMA

 

     Bir yandan terör belası ile uğraşan ülkemiz, şimdilerde ise dünyada ve ülkemizde yaşantı dünyamızı kasıp kavuran bir başka yabancı bir ideolojik rüzgârın estiğinin belki farkında bile olmayabilir.

     İnsanı ve toplumları sessizce derinden etkileyen bu rüzgâr, bireysel ve toplumsal yapıları deforme etmek için yavaş yavaş uyuşturan. 14 ve 15.yy’da başlayıp bu gün yepyeni yüzüyle ince ayarlarla dayatılan başka bir ideolojik yaşam tarzı daha var. Bu da sekülarizmdir.

     Her tür inanç ve düşünce sistemlerini etkileyerek sarsan ayrıca değiştiren bu yaşam felsefesi, toplumsal idealleri de yozlaştırıp oldukça iddialı biçimde şekilsiz kılabiliyor.

 

     Özellikle de İslam coğrafyasını hedef almak istiyor.

     Bu coğrafyaya mevzilenmiş dünyevileşme ideolojisi önce bireyleri sonra da mezkûr toplumu etki altına almayı da başarmış gözüküyor. Postmodern sekülerlik hedef aldığı İslam inancının kadim ve eskimez değerleri olan dayanışmayı, paylaşmayı, diyergamlık gibi temel yaşam ilkelerini birer birer kirletiyor, yıpratıyor ve yozlaştırıyor.

     Bireyciliği ve bireyselleşmeyi salık verip toplumsal birliği ve bütünlüğü yaralayabiliyor. Birlik ve beraberlik duygu ruhu heba edilmeye çalışılıyor.

   Netice olarak toplumsal ilerlemeler her konjonktürel süreç içinde yaşanılan olayların aktörleri ve rolleri değiştiriliyor. Ama dikkat edilirse arkamıza dönüp baktığımızda hep aynı senaryoların farklı versiyonlarla tekraren uygulandığını görüyoruz. İç ve dış güvenliğimizin zayıflatılmasına yönelik uygulanan stratejilerin huzuru bozmaya yönelik olduğunu görüyoruz.

   Son kırk yılın muhasebesini yaptığımızda bu yılların KAYIP YILLAR olduğu şeklinde bir değerlendirme sonucuna varılması çok düşündürücü ve üzücü olsa gerek.

     Modern ve post modern zamanlarda olayların gelişim ve oluşum seyrine dikkatle baktığımızda ne yazık ki küresel kuşatma adına mücadele veren postmodern emperyal oligarkların dünyanın huzurunu bozma isteklerinin hiç bitmeyeceğini görebilmek bir rastlantı olmasa gerek.

     Bu müessif ve acı veren olaylar ancak güçlü direniş mücadelelerinin seslerinin duyulması ile son bulabilir.

     Kendimiz için hiç ama hiç unutmayacağımız bir gerçek daha vardır ki o da kendi inanç değerlerimize ve aidiyetlerimize yüzümüzü dönerek ve aşkınlığa bağlılık sadakatini yaşantımızla gösterebilirsek kuşkunuz olmasın ki hiç bitmeyecek huzur kapımızda olacak ve bizleri bekleyecektir.

   Vesselam…                              

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
+1 #3 RE: KÜRESEL FAŞİZMİN DAYATMALARI 2012-05-04 15:14
"faşim empeyalizmin en kanlı en şo[.........]en en vahşi unsurlarının zırhlı yumrudur." bu tarif yaşanmıştan ezilmişten mülhemdir.George Dimitrov dan. Çevremizde böyle bir durum olduğu savı gerçeğe aykırı.İkincisi modern hayatın tatmin ufku bitmez; o yoldayız. üç:Sufi olsak, yeşil alan kalmadı. Nerde çoklu orada sanallık hakim olacak pek tabii.
dört:maddi dünya gerçekliğimiz kadar gerçektir; lütfen, istahzalı "seküler" aşağılamaı ile yadsımayalım;dı şıniçi yok mu dediler demezler mi? Sevgili düşünür naci bey?!.
Alıntı
 
 
0 #2 Yazarı tebrik ediyorumMehmet Ali OĞUZ 2012-05-03 16:09
YERYÜZÜNÜ FESADA UĞRATAMAYACAKLA R!
“Eğer Allah, insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla savması olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı [bozulur giderdi]. Fakat Allah, âlemler üzerinde büyük bir lütuf sahibidir.”
(Bakara 251)
Alıntı
 
 
0 #1 RE: KÜRESEL FAŞİZMİN DAYATMALARI 2012-05-03 15:38
Kaleminiz kelamınız varolsun
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2188
Dün2500
Tüm Zamanlar4217643
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 85 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?