Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon İSVEÇ ÇAKISINDAN DUT YEMİŞ BÜLBÜLE

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 40
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Yeryüzünde şu bizim Anadolu insanı kadar hayat dolu, renkli, atılgan, üretken, bilge, … Kısacası yine Anadolu deyimiyle “on parmağında on marifet” olan bir başka insan tipi var mıdır? Ben var olmadığını iddia ediyorum. Şu çeşitliliğe, zenginliğe, beceriye,.. Baksanıza. Köftenin bile 291 çeşidini üretmişler. Tabii ki burada amacım, -hak etse de- insanımızın göğsünü kabartmak, koltuklarını şişirmek veya “Hey işte biz böyleyiz!” şeklinde naralar attırmak değildir. Bilakis insanımızın, adeta İsveç çakısı türdeşi olan özelliğinden “dut yemiş bülbüle dön(dürül)me” sürecine, yani insan yetiştirme sistemimize ve tarzımıza dikkat çekmek istiyorum.

Temel eğitimin ilk yıllarında, kendini güzel ifade eden, şaka yapan, oyun oynayan, şarkı söyleyen, soru soran, sorgulayan, kısacası her şeyiyle doğal ve cıvıl cıvıl olan çocuklarımızın, süreç içinde aşamalı bir şekilde bu özelliklerini kaybetti(rildi)klerini görürüz.

Ülkemizde üniversite mezunu bir kişi, bugüne gelene kadar 14-16 yıl eğitim almaktadır. Ancak bu kadar uzun süreli eğitime rağmen, üniversite mezunu birçok insanımız, her nedense bir enstrümanı iyi çalamamakta, her hangi bir spor dalını iyi yürütememekte, bir turistle konuşamamakta, dahası doğru dürüst bir dilekçe bile yazamamaktadır. Buna karşın taşrada yaşayan 10-15 yaşındaki bir çocuğumuz, tek başına dağda yüzlerce koyun- keçi sürüsünü aylarca sevk ve idare edebiliyorken, aynı yaştaki bir şehirli çocuğumuz tek başına markete ve pazara gidememekte, bir bardak suyu bile büyüklerinden istemektedir. Peki ama bu nasıl olmaktadır? Bu durum bize, Mehmet Akif ERSOY’UN,   tezat sanatının en iyi ve en bilinen örneklerinden olan “Cehaletin bu kadarı tedrisatla olur ancak?” sözünü sık sık hatırlamamıza neden olmaktadır.

Aslında ağlanası olan bu durumumuz, çocuklarımız ve geleceğimiz adına son derece kaygı vericidir. Bu nedenle velilerin, öğretmenlerin, yetkililerin, medyanın, kısacası sorumluluk sahibi herkesin bu konuda ciddi kafa yorması ve üzerine düşen ne varsa yerine getirmesi gerekir. Bu kapsamda, anne, babaların yanlış tutumları, eğitim sistemimizdeki eksiklikler, cep telefonu ve internetin yanlış kullanımı gibi unsurlar gözden geçirilmeli ve enine boyuna irdelenmelidir.

Gerçi son zamanlarda, özellikle eğitim alanında önemli çabaların ve arayışların olduğu görülmektedir. Atatürk’ün: “Eğitim ve öğretimin amacı, yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha ziyade memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek yetenekte, doğru düşünüşlü, iradeli, hayatta karşılaşacağı engelleri yenmeye kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlemelidir.” sözleri ve Bakanlığımızın 2023 vizyonu çerçevesinde, öğrenciyi merkeze alan müfredat değişikliğinin yapılması, geçerliliğini yitirmiş, şekilsel, anlamsız ve gereksiz bilgi yığınının eğitim programlarından ayıklanması, sınav sisteminin gözden geçirilmesi, eğitimin çocukların yaş ve gelişim özelliklerine göre kademelendirilmesi, her öğretmen ve öğrenciye tablet bilgisayar verilmesi, gibi adımlar, umut verici önemli çalışmalardandır.

İnsan yetiştirmede dominant faktör eğitim olmasına karşın, sadece eğitim alanındaki çalışmalarla sorun çözüme kavuşmamaktadır. Yukarıda da değinildiği üzere, işin özellikle aile, medya ve sanal dünya boyutları da çok önemlidir. Bu nedenle ailelerin durumuna ve şartlarına göre, çocuğa yaşına uygun ve üstesinden gelebileceği sorumluluk, yetki, cesaret ve maddi/manevi ödüller vermesi gerekir. Çocuğu pazara, markete gönderme, yatağını toplatma, odasını düzeltme, misafirlere servis yapma, ütü yaptırma gibi belli başlı görevler verilmelidir. Sosyal konulara karşı ilgili ve duyarlı olması için, ülke ve dünya gündemini kısa süreliğine de olsa aile ortamında değerlendirme ortamı sağlanmalı, hasta, yoksul ve kimsesizlerin ziyaretine götürülmeli, kamu yararına çalışan sivil toplum örgütlerinin çalışmalarına katılması ve destek olması için çeşitli yöntemler geliştirilmelidir.

Aynı şekilde, basın ve televizyonlarımız başta olmak üzere, gençleri etkileyen sorumluluk sahibi herkesin, hem gelinen durumla ilgili ve hem de gelecekte nasıl bir nesil istedikleri noktasında bir özeleştiri ve özdeğerlendirme yapması, iş ve planlamalarını buna göre düzenlemesi gerekir.

Bazı ailelerin, gerek çocuğun sözüm ona ezilmemesi adına ve gerekse okul ve sınavlar gerekçesiyle, belli sorumlulukları zamanında vermekten kaçınması son derece yanlıştır. Aslında bu aynı zamanda farkında olunmadan çocuğa yapılabilecek en büyük kötülüktür. Burada en önemli nokta, atalarımızın “Ağaç yaş iken eğilir.” sözünde ifadesini bulduğu üzere “zamanlama”dır. Çünkü belirli özellikler, belirli zaman dilimlerinde ortaya çıkar. Belirli özelliklerin öne çıktığı, bu gelişim aşamalarına “Kritik Dönem” denir. Bu dönem, çevresel uyarıcı ve olayların, çocuğun gelişim ve öğrenme süreci üzerinde etkisinin çok büyük olduğu, ilgili davranışların kazanılması gereken, kazanılmadığında telafisi çok zor olan gelişim dönemidir. Dolayısıyla kazanılması gereken dönemlerde kazanılmayan yaşantıların telafisi olmamakta ya da çok zor olmaktadır. Örneğin, bireyin okuma-yazma öğrenmesindeki kritik dönem 6 yaş civarıdır. Bu yaşlarda öğrenilemeyen bu becerinin telafisi ileride daha da zor olmaktadır. Aynı şekilde, doğumunun ilk 6 ayında kendisine sevecen, sıcak ve ilgili davranılmayan bebekler, okul yıllarında sosyal ilişkilerinde zayıf olmaktadır.

Başarılı ve sağlam karakterin temelini oluşturan “sorumluluk”, “yetki” “duyarlılık” ve “cesaret” harcından çalmayalım ki çocuklarımızın geleceği sağlam olsun.

Abdulkadir YILDIZ

Uzman Rehber Öğretmen

(Konak Eski Milli Eğitim Müdürü)

 

Degerli Yazarimiz Abdulkadir YILDIZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Perşembe, 01 Mart 2012.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün10
Dün2889
Tüm Zamanlar4207390
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 105 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?