• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama
Hata
  • JUser::_load: Unable to load user with id: 6898

PostHeaderIcon AYDINLANMA VE DİN İLİŞKİSİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Dünya patronlarının oluşturduğu yüce yönetim kurulu, hemen bütün ülkelerde, halkları sakin tutarak avanta düzeneğini sürdürmek için başlıca beş kurumu kullanıyor: 1) Eğitim kurumları, 2)İnanç kurumları, 3)Büyük şirketler yönetimleri dahil kamu yönetimi, 4) Medya, 5) Spor seyirciliği kurumları.

Eğitim kurumları ve özellikle üniversiteler, halklardan koparılarak, buralardan, büyük ölçüde, ancak sermayenin işini görebilecek ve dolayısıyla, halk bir yana, çok kez kendisine bile hayrı dokunamayacak gençler topluma salınmış oluyor. Böyle gençlerin temel niteliklerinden biri liberalizmin savunucu ve korumacısı olmak gibi bir şey. Bunun için de öncelikle üniversite hocaları ayarlanıyor. Mevcut ‘sözde’ hocalar yaratıcı gençleri aralarına kabul etmiyorlar. Bu amaçla da akıllılar, doçentlik sınavlarıyla falan pek çok kez kapıdan geri çevrilip duruyorlar. 12 Eylülden önce ‘kapitalizmden başka yoktur tapacak’ diyenlerden farklı epey bir öğretim üyesi vardı da, yönetim kurulunun o dönemki bölge müdürleri böylelerinin başında boza pişirerek doğduklarına bile pişman ettiler. Chicago okulunun ülke temsilcisi bir kuruluşumuzdan bir öğretim üyesi ‘Fakültede azıcık ilerici laflar edebilen iki kişiyiz. Sovyetlerin dağılmasından sonra korkular da dağıldığı için, bizleri Fakültenin delisi bunlar, bırakın konuşsunlar yaklaşımıyla ele alıyorlar’, demişti.

İnanç kurumları da öyle. Ankara İlahiyat Fakültesi Tefsir bilim insanı Prof. Salih Akdemir bakalım ne diyor: ‘ Yalnızca Türkiye’de değil bütün dünyada din araçsallaştırıldı… Ülkemizde din…bireyin kendini gerçekleştirmesini sağlayan bir kurum olmaktan çıkarılıp bireyi hiç’leştiren bir kurum haline getirilmiştir…Zekat, zengin Müslümanlar sevap kazansın diye farz kılınmamıştır. Sınıfsız bir toplum oluşturmaktır amaç. Ama şimdi sınıfsız bir toplum oluşturmak şöyle dursun, tamamen kapitalist değerlerin egemen olduğu bir ülke haline geldik… Türkiye, ikiyüzlülerin egemen olduğu bir ülke, bir demokratik krallık…’. Gösteriş tüketimine bayılan muhafazakarlar için de söyle diyor Hocamız: ‘Böyle davrananların…insani boyuttan çıkmış, insani değerlerden yoksun, zavallı kimseler olduklarından kimse kuşku duymasın. Bana göre, bu insanların hiç vakit kaybetmeden tedavi olmaları gerekir’. (1) Lafın kısası, zekat’ı koyanlar da, Şeyh Bedrettin de, onun müritleri Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal de, Karmati’ciler de, Antikapitalist Müslüman Gençler de, Salih hoca da kapsama altına alındığında, demek ki, şunu sormamız gerekecek: Hangi din ve ne tür aydınlanma ilişkisi. Başka deyişle din kurumu yüksek insancıl değerler taşıyan kişiler yörüngesinde mi, yoksa liberalizmin toplum plancılarının güdümünde mi… ( Ortadoğu Bölge plancılarının önde gelenlerinin faşist Yahudiler olduğu biçiminde de bir ‘duyumsamam’ var).

Şu haber çok ilginç geldi bana: ‘Erzurum Atatürk Üniversitesinden Prof. Nazan Aydın, desibel sınırını aşan camiler için suç duyurusunda bulundu. (Hoca) Erzurum’da camilerin çoğundan yapılan ezan yayımındaki ses şiddetinin 65 desibel olan yasal sınırın ve tıbbi sınırın çok üstünde 104 desibele varan şiddette olduğunu saptayarak Cumhuriyet Savcılığına başvurdu, Savcılık ise, yasaların başkalarının sağlığını bozacak şekilde gürültü yapmayı müeyyide altına aldığını, İslam dininin önemli sembollerinden olan ezanın gürültü olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını kaydederek kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi’.(2)

Dünya Bankası kurulu içinde Suudi Arabistan’a gittiğimizde, (1974) araba radyosundan, kulaklarımı hiç terk etmeyen güzellikte bir ezan dinlemiştik. Suudi Arabistan’ın bütün radyolarından bu sesin yayımlandığını da söylemişlerdi. Konu şöyle: Ezan bir musiki parçasıdır, ezanı ancak müzikten anlayan ve okurken ikide bir ‘detone’ olmayan güzel sesli kişiler okumalıdır, ezanı kötü sesli, müzikaliteden yoksun müezzinler ile madeni sesli hoparlörlerin insafına bırakmak hem sanata ve hem de dine karşı saygısızlıktır. Anlaşılan, din işlerimiz, şuncacık bir gelişmeyi bile yaratamayacak bir yönetici kadrosunun elindedir. Sanıyorum, Bosna-Hersek Senfoni Orkestrası’nın televizyonda yayımlanan bir konserinde ezan okuyan bir tenora eşlik edilmişti. Ne denli güzeldi. Din ile ilişkili geleneksel sanatlarımızın (Klasik müziğimiz ve edebiyatımız, hat, tezhip, vb) epey bir unuttum’a getirilmesi de ‘kendi kendini sömürgeleştirme’ sürecinin gereklerinden biri. Geçenlerde, kelimelere dayanan bir televizyon oyunu sırasında, bir okumuş ‘tezhip’ kelimesini hiç duymadığını söyleyebildi.

Bunları, biraz da, İzmir’de bugün ‘din ve aydınlanma’ konulu bir
toplantı düzenlendiğini duyunca yazma gereğini duydum. Gerçekten, bu tür toplantılar, konunun daha bir anlaşılmaz hale getirilmesi amacıyla düzenleniyor gibi geliyor bana.

(1) M.Yuluğ, Yoksulları Ezilenleri kurtaracak Yazılar, s. 194-195
(2) Cumhuriyet 8 Mayıs 2012

Son Güncelleme (Cumartesi, 12 Kasım 2016 21:33)

 

Degerli Yazarimiz Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 27 Mayıs 2018.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün509
Dün1148
Tüm Zamanlar4529297
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 61 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 5235
İçerik : 1505
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?