Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon EVLERE MÜ’MİN GİRMEK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

“Rabbim! Benim için, anam-babam için, mü’min olarak evime giren kişiler için ve mü’min erkekler ve mü’min kadınlar için mağfiret et hepimizi” (Nuh 28)

Nuh A.S. ın bu duası evrensel bir mesajdır. Her seçilmiş peygamber gibi Nuh A.S. da içinde bulunduğu toplumunu, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için hem açıktan tüm toplumuna, hem de fert bazında gizlice Rabbinden aldığı vahiyleri herhangi bir ücret talep etmeden iletmiş ve onları uyarmıştır. Ancak toplumunun ileri gelenlerinin ve bunlara itaat eden halkının hakaret ve eziyetlerine maruz kalmıştır. Davetine kulak veren ve akledenler ise çok küçük bir grup olagelmişlerdir. Sanki bir evin içine sığabilecek kadar çok az sayıda mü’min.


Ev kelimesi; fizikî olarak insanların huzur ve sükûn bulduğu, her türlü zarardan ve korkudan emin oldukları korumalı yer anlamındadır. İnsanlar evlerine girdiklerinde rahata ererler. Dışarıdaki sıcak-soğuktan, gürültüden-patırdıdan korunurlar. Eğer düşmanları mevcutsa onların da haksız saldırı ve tecavüzlerinde de korunmuş olurlar. “Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı.” (Nahl 80)


İstirahatları dışında günlük geçimlerini sağlayacak işleri konusunda plân ve programlar yaparlar. Hanelerindeki eş ve çocuklarının eğitimini tamamlarlar. Onların ev dışında karşılaşacakları her türlü sorunlarını çözmede rehber edinecekleri ilkeleri, iyi ile kötünün ayırt edilmesinde ne şekilde davranmaları konusunda daima göz önünde tutacakları prensipleri öğrenirler ve birbirlerine öğretirler. Yani eğitim yaparlar. İşte burada evin en önemli fonksiyonu ortaya çıkmaktadır. Ev dinin öğrenildiği ve öğretildiği bir kurumdur. Yani bir nevi okuldur.


[Ve Biz Mûsâ ile kardeşine, “Toplumunuz için Mısır’da birtakım EVLER (okullar) hazırlayın ve okullarınızı kıble/hedef kılın ve salâtı ikame edin (malî yönden ve zihinsel açıdan destek olmayı sağlayın, kurumları oluşturun, ayakta tutun) ve mü’minlere müjde verin” diye vahyettik.] (Yunus 87)

Bu Âyette, İsrâîloğullarını dinlerinden döndürmek isteyen Firavun'un baskı ve asimilasyon politikalarına karşı, Mûsâ ile Hârûn peygamberlerin, birlik ve beraberliklerini koruyabilmeleri için nasıl bir yol izlemeleri gerektiği bildirilmiştir. Rabbimizin bu talimatına göre, elçiler ve onlara inananlar birbirine bakan yakın evler [veya toplantı merkezi şeklinde kullanılan hücre evler] oluşturacaklar ve salâtı da ikame edeceklerdir. Aksi halde sürüden ayrılanı kurt kapacaktır.
Beytullah, Allah’ın evi olarak bilinir. Samed (Hiçbir şeye muhtaç olmayan) Allah’ın eve mi ihtiyacı var?

Allah, Kâ’be’yi “Evim” diye kendi zatına izafe etmek suretiyle, bu evin şerefine, değerine ve önemine işaret etmiştir. Bilindiği gibi, bizzat Allah’a izafe edilen şeyler üzerinde kimsenin hak sahibi olması söz konusu değildir. Dolayısıyla Kâ’be Allah’ındır, orada Allah’tan başka hiç kimsenin hükümdarlığı, hükümranlığı kabul edilemez. Aslında tüm mescitler de Allah’ındır. Cinn; 18. Âyetinde: “Ve şüphesiz ki mescitler kuşkusuz Allah içindir. O nedenle Allah ile birlikte herhangi kimseye yalvarmayın.


Nur 36-38. Âyetlerinde ise: “Allah’ın, içersinde Kendi isminin yücelmesine ve zikredilmesine izin verdiği EVLERDE, sabah-akşam (sürekli) Kendisini tesbih eden öyle er kişiler vardır ki, ticaret ve alış veriş, Allah'ı anmaktan, salâtı ikame etmekten ve zekât vermekten onları alıkoymaz. Onlar, Allah, kendilerine işledikleri amellerin en güzeli ile karşılık versin ve kendilerine lütfundan artırsın diye kalplerin ve gözlerin ters döndüğü bir günden korkarlar. Ve Allah, dilediği kişileri hesapsız rızklandırır.”


Kâ’be, insanlık için açılmış ilk “okul”dur. Oranın ilk öğretmenleri de İbrahim ve İsmail peygamberlerdir. Bu öğretmenler orada insanlığa tevhidi, şirke karşı direnmeyi, onurlu yaşamayı öğretmişlerdir. Allah’ın “Evim” dediği bu okul, özerk olup burada kimsenin sultası yoktur. Bu demektir ki tüm öğretim kurumları da bu nitelikte olmalı ve yaşatılmalıdır. Kâ’be’nin, Allah’ın ilkelerinin öğretildiği bir okul olduğu, İbrahim peygamberin Bakara/ 126-129. âyetlerdeki yakarışında açıkça ifade edilmiştir: “Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl, halkını, onlardan Allah’a ve son güne inananları meyvelerle rızklandır. Rabbimiz, bizden kabul buyur, şüphesiz Sen en iyi işitenin, en iyi bilenin ta Kendisisin. Rabbimiz! Bizim ikimizi Senin için İslâmlaştıran kıl. Soyumuzdan da senin için İslâmlaştıran bir ümmet kıl (getir). VE BIZE KULLUK YÖNTEMLERINI GÖSTER, tövbemizi de kabul et. Şüphesiz Sen tövbeleri çokça kabul edenin ve çok merhametli olanın ta Kendisisin. Rabbimiz, bir de onlara içlerinden bir peygamber gönder ki, onlara senin ayetlerini okusun, ONLARA KITABI VE HIKMETI (zulüm ve fesadı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri) ÖĞRETSIN, onları arındırsın. Hiç şüphesiz Sen, Azîz’in Hakîm’in ta kendisisin.”

Bakara 125. âyetteki; “Ve Biz bir zaman bu Beyt'i, insanlar için bir sevap kazanma/dönüş yeri ve bir güven yeri kılmıştık. –Siz de İbrâhîm'in makamından bir musallâ [SALÂT GERÇEKLEŞTİRİLECEK YER] EDİNİN.– Ve Biz İbrâhîm ile İsmâîl'e, “Beytimi, dolaşanlar, ibâdete kapananlar ve secde edenler, rükû edenler için tertemiz tutunuz” diye ahit almıştık.” talimatı ile insanlara, “bir zamanlar öyle yapıldığı gibi, siz de şimdi orada bir musalla edinin” denilmekte, yani orada tevhidin öğretileceği, yaşatılacağı bir okulun açılması emredilmiş olmaktadır. Bu ise, tüm insanlara hacc görevinin verilmesidir.

“Hacc” sözcüğü, fiil olarak; “Bir şeyi kafaya koymak ve onu yapmaktır” denilebilir. Sözcüğün, ayetlerdeki gibi Beyt; Kâ’be ile birlikte tamlama olarak kullanılması hâlinde anlamı; “Ka’be’yi kafaya koyup oraya gitmek” manasına gelmektedir.


“Şüphesiz, insanlar için mübarek ve âlemlere yol gösterme olarak konulan ilk ev, Bekke’dekidir (Mekke’dekidir). Onda apaçık deliller; İbrahim’in makamı vardır. Oraya kim girerse güvende olmuştur. Ve yoluna gücü yeten herkesin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden zengindir.” (Âl-I İmran 96, 67) Bu âyetin açılımından; “Özerk ilâhiyat okullarının açılması gerektiği ve bu okullarda ilahiyatı, tevhidi öğreten öğretmenler (rüku edenler) ile öğrenciler (ilâhiyat eğitimi alarak ikna olanlar) gözetilmelidir.” anlamı verilebilir. “Hacc” sözcüğün isim olarak anlamı; “KÂ’BE’DE YÜKSEK İLAHİYAT ÖĞRETİM VE EĞİTİMİNİ KAFAYA KOYUP ORAYA GİTME, ORADA İBRAHİMÎ EĞİTİM VE ÖĞRETİMLE İBRAHİMLEŞME; BİR KURMAY TEVHİD ERİ OLMAYA GİTME” demektir.


Bakara 125. Âyetteki “secde edenler” ifadesi; Beytullah’ta tevhidî eğitim gören, İKNA olan, TESLİM olan ÖĞRENCİ gurubudur. Bu öğrenci gurubunun Müslüman olması şart değildir. Hacc, tüm insanlığın eğitimine, eğitimine açık bir uluslarası (her inançtan, her toplumdan insanların katılacağı) organizasyondur. (Tebyînü’l-Kur’ân)

Hacc bu şekilde mütalâa edildiğinde; Yazımızın en başındaki âyetlerin tümü, şöylece değerlendirilebilir. Nuh A.S. ın duasındaki “evime mü’min olarak giren” ifadesine, Rabbimizin vahyettiği Nuh A.S. tarafından bilgilenen, yani adam olmuş adam gibi olanlar için müjde bildirilmektedir. Aynı şekilde Musa ve Harun A.S. ların Firavun’dan gizlice hazırladıkları evlerde yani okullarda eğitilenler için de aynı müjde verilmektedir. Bu peygamberler de hacc görevlerini yapmışlardır.


Muhammed A.S. ın Medine’de Devlet başkanı olarak müslümanları eğittiği, bu örnek mü’minler topluluğu ile Mekke’ye silahsız bir şekilde giderek, oradaki insanlara da bu mü’minleri göstermek suretiyle onlara görsel bir eğitim vermek amacıyla yola çıktığı, tarihî bir vakıadır. Daha açık bir ifade ile, İbrahim ve İsmail A.S. ların inşa ettiği okulda, Mekkeli müşrikleri ve tüm insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmak, yani bilgilendirmek amaçlanmıştır. Ancak stratejik şartlar henüz oluşmadığından Hudeybiye’den müşriklerle antlaşma yapılarak şimdilik Medine’ye geri dönülmesi uygun görülmüştür. Medine’de mü’minler bir süre daha eğitim görmüş daha sonra da hiç bir kayıp vermeden, savaş olmaksızın Mekke fethedilmiştir.


Artık bu safhadan sonra Kâbe, tüm insanların İbrahimî eğitim görmeleri için açılan bir OKUL olmuştur. Daha doğrusu ilk ve gerçek fonksiyonuna kavuşmuştur. İnsanlar buraya yola çıktıklarında ne ticareti ne de lüks otellerde turistik bir gezi niyetinde olmadıklarını eylemleri ile ortaya koymalıdırlar. Rabbimiz tüm inanan insanlara dini sadece Allah’a has kılarak, gerçekten hacc edebilecekleri şuurunu ihsan etsin.
Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün3027
Dün3100
Tüm Zamanlar4123488
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 200 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2349
İçerik : 1491
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?