Tatlı hayaller , işleyen parmaklarının uçlarında
dolaşıyordu.Yarın zevkle okunacak gazeteyi hazırlamanın heyecanı içerisinde titriyordu adeta.Bir
dergi boyundaki mahalli gazetenin ;muhabir, muharrir ve teknik elemanıydı.Dünya
ve yurt haberlerini, röportajları en güzel fıkraları, bu dört sahifelik küçük gazeteye sığdırmak isterdi.Bir de “şiir
köşesi”ne bir eski klişe yerleştirip
bastığı zaman :”-Ofset baskılarının da adı var” derdi.Halkın gazete için;
“-Bir şey yok canım.Ebadı da
küçük”demelerine içerlenmişti.
Bu gece en azında kırk-elli kompas dolduracaktı.Bir satır
boş kalsın istemiyordu.Sonra gazete başlığını renkli çıkaracaktı.Elektrik
sırası da onlardaydı.Cereyan kesilene kadar çalışacak,sonra lamba ışığı altında
sahifeleri hazırlayıp basacaktı.Bir gece tezgah başında sabahlamakla ne
olacaktı ki...
Sobaya iki odun attı.Baskıda lekelenen işe yaramaz
kağıtları da doldurarak kibriti çaktı.Sonra ceketini çıkararak kompası eline
aldı.Parmakları makine gibi işliyordu.Soğukmuş, duvarlar nem çekmiş
aldırmıyordu.Yarına muhakkak parmaklar ısırtacak bir gazete
hazırlayacaktı.Halk: “-Aaa...!Renkli de basıyorlar, resim de
çıkartabiliyorlar...”diyecekti.
On ikinci kompasta,iki haber ve şiirini dizmişti bile.Bir
esnemeden sonra mahkeme ilanını dizmeye koyuldu.Onu da bitirince kompası
bırakıp,”-yirmi bir”dedi.Üşüdüğünü, yorulduğunu hissederek. Ötede kendini
gazete kağıtları üstüne attı.Biraz
yorgunluğunu alınca kalan üç haberi de yazacak, sayfaları bağlayarak
basacaktı.Sonra makineyi bir güzel silip,kırmızı mürekkep sürecek, yalnız
gazete başlığı yazısını çembere alacaktı.Hemen yerinden fırladı.Tam o esnada
elektrikler söndü.Demek saat on iki idi.Saat 04.00’e kadar üç sahi fesi hazır
olacaktı.
Soba kapısının küçük deliğinden ateş bir kızıllık
vermişti karşıya.Bu ışığı nar çiçeklerine benzetiyordu.Çömelerek kalan bir
sobalık odundan birkaç dal alarak sobaya attı.
Harf temizliğinde kullanılan
mürekkepli, gazlı bezleri de etrafına doldurdu.Cebinden kibriti çıkararak gaz
lambasını yaktı.Burguyu bükerek fitili alçalttı.
Gazete sahibin karaladığı kağıdı cebinden çıkararak bir göz attı:
“-Diyarbakır Tıp Fakültesi Bugün Açılacak”,”Yirmi dört
puntonun büyüğüyle...Manşet...”Altına;
“-Fakültenin Memleketimize Hayırlı ve Uğurlu Olmasını
Dileriz”,”Yirmi dört puntonun küçük harfleriyle...”
Patron bu kağıdı bırakırken;
“-Ben ancak üç gün sonra dönerim.Diğer haberleri
ayarla.Şiirini, okuyucu dileklerini ikinci sahifeye,mahkeme ilanını üçüncü
sahifeye atarsın.”demişti.
O da:
“-Muşamba üzerine oyduğum desenimi şiirimin üstüne
bırakabilirim , değil mi?”demişti.
“-Sen bilirsin” cevabını alınca ne kadar
sevinmişti.”Leyla’nım”şiirini ikinci
sayfanın birinci sütununa alacak,üstüne döşeme muşambalarına çizdiği deseni yerleştirecekti.Ne güzel
olacaktı...
Sabırsızlandı.Hemen klişesini alarak, pedal makinanın
başına geçti.Mürekkep taşıyan meşin merdaneleri klişeye sürtmeye başladı.Sonra
bir kağıdı klişe üzerine bırakarak
eliyle bastırdı.Kağıdı kaldırınca”-Öff be”dedi.Ne güzel çıkıyordu
resim.Baktı baktı, resim gözlerinde büyüdü, canlandı adeta.”-Ah ne
garip”dedi.İçinde bir dalgalanma oldu.Şiir ve aşk,Sanat ve güzellik büyüsüne
kapıldı sanki...Derin bir nefesten sonra gözlerini, son haberin yazılı olduğu
kağıda dikti.Parmakları yine harekete geçti.Lamba ışığı altında arzu ettiği
gibi yazamıyordu ama az şey kalmıştı.Elindeki kompas yarım.O bitince,bir kompas
daha ya dolar dolmayacaktı.
Çemberi masa üzerine bırakarak güzel bir sayfa
hazırladı.Sonra vizosuz, anten kırıntıları,kurşun parçalarıyla iyice sıkıştırdı.Çemberi bir iki defa
sallayıp harflerin dökülmediklerini görünce lambayı hemen alarak mutfağa
gitti.Sabunu,soğuktan donmuş life sürerek köpük tutmasını bekledi.Kuru
mürekkebi parmaklarından silene dek
parmakları dondu.Gazete kağıtlarını çıkararak her zamanınkinden elli tane fazla saydı.Çünkü gazete yarın
renkli çıkacaktı.Hem de piyasaya süreceklerdi.
Gittikçe üşüdüğünü, başının sızladığını, gözlerinin
yandığını daha iyi seziyordu.Olsundu...Ne vardı sanki...?Çok çok nezle olacak,
birazda uykusuz kalacaktı.Bir panaljin, bir sıcak çay hal ederdi bu işi.Patron:
“-Gazete biraz geç çıkarsa ziyanı yok” demişti.Fakat O,
İstanbul gazeteleri gelmeden , gazetesini piyasaya sürecekti.Kafasına koymuştu
bir kere.Yarın bir yüz-yüzellli satıldı mıydı mutlu olacaktı.
İkinci sahifeyi hazırladığı zaman şafak sökmek
üzereydi.Muşambadan klişesine baktı.Altına yapıştırdığı tahta ile tam hurufat
seviyesindeydi.Yalnız tahtanın biraz eğriliği vardı.Mühimsemeden çemberi aniden
kaldırdı.Bütün harfler olduğu gibi dökülmüştü.Muntazam dizdiği harfler, şimdi
ayakları önünde darmadağınıktı.O
loşlukta bir pisliğe düşmüş kurtlar
gibi görüyordu harfleri.Çok mahcup ve
üzgün bir tavırla, çemberi lambaya karşı tuttu.Klişeyi çıkardı.Boynu bükük
olarak daldı siyahlıklara ...Gözlerinden süzülen ,yanağından yuvarlanan iki damla yaş; muşamba oyuğunun üzerinden
harflerin arasına aktı.Başını ve gözlerini
çok şişmiş hissediyordu.
İlçe sokaklarında
koşan gazete satıcısı çocuğun elinde
sallanan renkli başlıklı,resimli gazeteyi,”-Gazeteci...Gazeteci...!”Diye
seslenenleri , Yirmi beş Kuruş verip te gazeteye uzanan elleri görür gibiydi..
(naci
gümüş)
(*) fikir ve
sanatta hareket dergisinde yayınlanmıştır